HAMİLELİKTE (GEBELİKTE) BEL FITIĞI

HAMİLELİKTE (GEBELİKTE) BEL FITIĞI

Hamilelerde bel fıtığı (lomber disk hernisi) çok nadir görülen bir patolojidir. Hamilelik döneminde bel ağrısı çok sık görülen bir şikayet olmasına rağmen bunun en nadir nedenlerinden birisi bel fıtığı olmaktadır.

Gebelik ayları ilerledikçe özellikle gebeliğin 5. ayından sonra karın ağırlığının artması nedeniyle vücudun ağırlık merkezi değişir. Ayrıca kadın vücudunun ve omurgasının şekli değişir, relaksin ve benzeri hormonların etkisi ile bağlar gevşer. Hamile bayanın vücudundaki bu değişiklikler bel fıtığının artmasına neden olabilir. Yürümek ve bazı hareketler ile ağrı şikayeti artabilir. Bazı pozisyonlarda ise ağrı azalabilir.

Teşhis:
Hamile bir bayanda bel fıtığı genellikle bacağa vuran bel ağrısı (siyatalji) ve yürüme güçlüğü gibi şikayetler üzerine şüphe ile saptanır. Bel fıtığı şüphesi halinde muayeneye ek olarak yapılan en faydalı tetkik genellikle MR (emar) görüntüleme yöntemidir. MR çekilmesi gebelik açısından sakınca oluşturmaz ve bel fıtığının teşhisinde çok faydalıdır.

Tedavi:
Bel fıtığının tedavisi beyin cerrahisi uzmanları tarafından planlanır. Genellikle istirahat, ağrı kesici ilaçlar ve lokal steroid enjekiyonu gibi tedavilerle hastanın rahatlaması sağlanır. Ancak çok nadiren acil durumlarda ve zorunlu hallerde bel fıtığı ameliyatı gebelik sırasında da uygulanabilmektedir. Ameliyat duruma göre genel anestezi veya spinal anestezi altında yapılabilmektedir.

Bel fıtığı ameliyatı sonrasında hamile kalmak:
Ameliyattan sonra gebe kalmak ve doğum şekli (sezaryen, normal doğum) konusunda mutlaka ameliyatınızı yapan beyin cerrahisi (nöroşirürji) uzmanının önerilerini almalısınız. Bazı hastaların gebe kalmasına izin verilebilirken bazı hastalara fıtığın tekrarlama riskinden ötürü izin verilmemektedir.

GEBELİK (HAMİLELİK) DEPRESYONU

GEBELİK (HAMİLELİK) DEPRESYONU

Hamilelik depresyonu (antepartum depresyon) anne adaylarının yaklaşık %10-20'sinde görülen bir durumdur. Hamilelik dönemi bir anne adayı için sevinç, heyecan, mutluluk gibi duyguların yanı sıra zaman zaman korku, endişe gibi duyguları da getiren inişli çıkışlı duygu durumlarına neden olan bir dönemdir.  Bu nedenlerle ve ayrıca hamilelikteki hormonal değişikliklerin de etkisiyle anne adaylarının bir kısmında depresyona kadar varan duygu durum değişiklikleri görülebilmektedir. Daha eskiden geçirilen bir depresyon, aile ilişkilerindeki sıkıntılar, gebelik öncesi ve gebelik sırasında çıkan tıbbi problemler, stres gibi durumlarda gebelik depresyonuna katkıda bulunmaktadır.

Hamilelik depresyonu belirtileri:
- Sürekli üzüntü hali
- Konsantre olamama
- Çok az veya çok uzun süre uyuma
- Normalde hoşlanılan aktivitelerden artık zevk almama
- Umutsuzluk, intihar ve ölüm gibi düşüncelere kapılma
- Anksiyete, aşırı sinirlilik
- Suçluluk veya değersizlik hissi
-  Yeme alışkanlıklarında değişiklik
- Sosyaleşmekten kaçınmak
- Unutkanlık
- Sürekli ve aniden ağlama atakları
- Cinsel isteksizlik

Tedavi:
Hamilelik depresyonu mutlaka tedavi gerektiren bir durumudur, geciktirilmemelidir, nasıl olsa doğumdan sonra  geçer düşüncesiyle ertelenmemelidir. Tedavi edilmediği taktirde hem anne hem bebek açısından çeşitli sakıncalar doğurur. Gebelik depresyonundaki anne gebelik takiplerine, ilaçlarına, beslenmesine gerekli özeni gösteremez. Bu durumu yaşayan annelerden doğan bebekler diğer bebeklere göre daha az aktif görülür ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite, ajidite gibi durumlar daha sık rastlanır bu bebeklerde. Yukarıda sıralanan belirtilerden bir kısmını kendinizde farkettiğinizde hemen doktorunuza başvurmalısınız. Psikiyatri uzmanı tarafından psikoterapi veya diğer yöntemlerle gerekli tedavi uygulanarak hamileliğinize mutlu bir şekilde devam etmeniz sağlanacaktır.

GEBELİKTE ANNEDE HİDRONEFROZ (BÖBREKTE GENİŞLEME, BÜYÜME)

GEBELİKTE ANNEDE HİDRONEFROZ (BÖBREKTE GENİŞLEME, BÜYÜME)

HAMİLELİKTE ANNENİN BÖBREĞİNDE PELVİS GENİŞLEMESİ (HİDRONEFROZ)
Gebelikte olan hormonal değişimlere bağlı bir miktar annede böbreklerde genişleme olması (maternal hidronefroz) normaldir ve hamilelerin çoğunda görülür buna fizyolojik hidronefroz denir. Genişleme sağ böbrekte daha sık görülür. Bu genişleme doğumdan sonra kısa sürede düzelse de nadiren düzelmesi 1-2 ay alabilir. Gebelikte böbreğe olan kan akımı %30-50 oranında artmıştır. Gebelikte böbrekte olan genişlemelerin çoğunda bir şikayet oluşmaz ve farkedilmez.

Gebelikte idrar yollarındaki darlıklara bağlı, enfeksiyonlara bağlı veya taşlara bağlı veya gebeliğin basısına bağlı olarak böbreklerde aşırı genişleme olması durumunda böğür ağrısı, karın ağrısı gibi şikayetler meydana gelebilir, bu duruma semptomatik hidronefroz denir. Ağrının akut döneminde bulantı, kusma, ateş gibi şikayetler de eşlik edebilir. Hidronefroz varlığında ayrıca böbreklere enfeksiyon yerleşmesi kolaylaşır.

Hidronefroz tanısı ultrason ile kolaylıkla konulabilir. Tedavisinde eğer aşırı miktarda genişmeme yoksa ve şikayet yaratmıyorsa sadece takip önerilir, doğumdan sonra kendiliğinden düzelmesi beklenir. Şiddetli ve hastada şikayetlere neden olan genişleme varlığında üroloji uzmanları tarafından üretere (idrar yollarına) double J kateter (ince tel şeklinde boru, stent) takılması uygulanır.

Annenin böbreğinde genişleme olması tek başına bir sezaryen gerekçesi yaratmaz genellikle, normal doğum da mümkündür. Normal dıoğum mu sezaryen mi kararı genişlemenin ve şikayetlerin derecesine, eşlik eden diğer obstetrik kriterlere göre verilir.

GEBELİKTE GÖRÜLEN KANSERLER

GEBELİKTE GÖRÜLEN KANSERLER

Gebelik sırasında en sık görülen kanserler sırasıyla:
1. Serviks (rahim ağzı) kanseri
2. Meme kanseri
3. Lösemi-lenfoma
4. Melanom
5. Over (yumurtalık) kanseri

Gebelikte en sık rastlanan kanser olan rahim ağzı (serviks) kanseri yaklaşık 2000 gebelikte bir görülür.
Gebelikte ikinci en sık rastlanan kanser olan meme kanserine yaklaşık 3000 gebelikte bir rastlanır.
Yumurtalık kanseri yaklaşık 5000 gebelikte bir görülür.

Gebelikte görülen kanserlerin tedavileri kanserin tespit edildiği gebelik haftası, annenin gebeliğin devamını isteyip istememesi, kanserin erken ya da geç evrede olması gibi çeşitli kriterlere göre planlanır. 

HAMİLELİKTE KEMOTERAPİ VE RADYOTERAPİ

HAMİLELİKTE KEMOTERAPİ VE RADYOTERAPİ
Kemoterapi ilaçla kanser tedavisi, radyoterapi ise ışınla kanser tedavisi anlamına gelir. Gebelikte de kanser görülebilir bunların arasında en sık rahim ağzı, meme, yumurtalık kanserleri görülür.Kanser tedavisinde radyoterapi yani ışın tedavisi fetüse zararı kesin kanıtlandığı için gebeliğin hiçbir döneminde verilemez. Kemoterapi ise gebeliğin ilk üç ayı dışında onkoloji ve kadın doğum doktorlarıu kontrolünde verilebilir. 

HAMİLELİKTE DUDAK VE DAMAKTA YARA, ŞİŞLİK (PİYOJENİK GRANÜLOMA)

HAMİLELİKTE DUDAK VE DAMAKTA YARA, ŞİŞLİK (PİYOJENİK GRANÜLOMA)

GEBELİKTE DUDAK VE DAMAKTA YARA VE ŞİŞLİK 

Piyojenik granüloma ağız dışında vücudun parmak ve kafa derisi gibi  diğer bölgelerinde de görülebilen bir patolojidir. Ağız içerisinde en çok diş etinde ve dudakta görülür. Kadınlarda erkeklerden daha sık rastlanır. Gebelik ve doğum kontrol hağı kullananlarda olduğu gibi hormonal değişikliklere bağlı oluşan formuna granüloma gravidarum  (gingivanın hamilelik tümörü) ismi verilir. Genellikle kırmızı mor renkte, üzeri ülsere, kanamalı 1 santimetre civarında boyutlarda lezyonlardır. Genellikle hamileliğin ilk 3 ayından sonraki dönemlerinde meydana gelir. Gebelerin yaklaşık %5'inde görülür.
Aftlar ve aftöz ülserlerle, ağız içerisinde yara ve uçuk (herpes) gibi diğer lezyonlarla, travmatik ülserlerle ayırt edilmesi gerekir.

Piyojenik granüloma oluşmasında etkili faktörler arasında ağız ve diş bakımının temizliğinin iyi olmaması, ağız içerisinde yabancı maddeler, diş taşları, gebelik ve diğer hormonal değişiklikler sayılabilir. Bu nedenle anne adaylarının ağız ve diş bakımına özellikle dikkat etmeleri gerekir.

Tedavi:
Hamilelik sırasında piyojenik granülom genellikle izlenir ve doğumdan sonra yüksek oranda kendiliğinden iyileştiği görülür. Nadiren aşırı kanamaya veya hastanın beslenememesine neden olan lezyonlar cerrahi tedavi gerektirebilir. Bazen maligtine gibi diğer patolojilerden ayırt etmek için de cerrahi tedavi ve patolojik inceleme gerekebilir. Genellikle hamilelik sırasında ameliyat tercih edilmez çünkü gebelik sırasında ameliyat edilen vakalarda nüks daha sık gelişmektedir, gebelikten sonra ameliyat edilenlerde nüks nadirdir.

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) DİŞ BAKIMI VE DİŞ HASTALIKLARI

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) DİŞ BAKIMI VE DİŞ HASTALIKLARI

HAMİLELİKTE DİŞ BAKIMI VE DİŞ HASTALIKLARI
Gebelik sırasında anne iyi beslenirse ve yeterli ağız diş bakımı yapılırsa hamilelik döneminde normal dönemden farklı bir diş sorunu ile karşılaşılmaz. Fakat diş bakımına dikkat edilmezse gebelikte hormonal etkiler sonucunda ağız içinde bazı zararlı degişimler olur. Örneğin kandaki ve tükürkteki asit miktarı arttığı için dişlerin çürümesi kolaylaşır. Diş eti rahatsızlıkları da eskisinden daha kolay ve daha sık oluşur.

Ağız ve diş sağlığı açısından tüm hamilelik döneminde A, C, D vitaminleri ile fosfor ve kalsiyumdan zengin temel yiyecekler alan meyvalar ve sebzeler, tahıl , süt ve mandıra ürünleri ile, et , balık ve yumurta dengeli olarak alınmalıdır.

Bebeğin diş gelişimi anne karnında başlar. Bu dönemde anne hem kendi sağlığı hem de bebeğinin diş gelişimi için dengeli beslenmeye dikkat etmelidir.

Hamilelikte dişler daha kolay mı çürür?
Halk arasında inanıldığı gibi hamilelik döneminde annenin dişlerinden kalsiyum çekildiği ve bu nedenle her bebeğin anneye bir diş kaybettireceği inancı kesinlikle doğru değildir. Bu dönemde Hamilelik döneminde dişlerin çürümelerinin nedenleri şunlar olabilir:
-Bebek beslenen dönemde tatlıya, aburcubura aşırı istek belirir ve bunlar yendikten sonra diş fırçalama ihmal edilir.
-İlk aylarda görülen kusmalardan sonra anne ağız bakımına yeterince özen göstermemesi.
-Gebelik hormonlarının (östojen, progertron) etkisi ile dişetleri daha çabuk kanayan anne, dişlerini fırçalamaktan kaçınır.


Hamilelik sırasında diş tedavisi yapılabilir mi?
- Hamilelik sırasında bebeğin organ gelişim evresi olan ilk üç ayda etkili diş tedavisinden kaçınılmalıdır. Tedaviler ikinci üç aya ertelenmelidir, diş tedavileri için en uygun dönem bu dönemdir(Yani gebeliğin 4. 5. ve 6. ayları). Gebeliğin son üç ayı da ilk üç ay gibi hassas bir dönemdir ve acil olmayan diş tedavileri doğum sonrasına bırakılmalıdır.

-Diş ya da diş eti iltihabı gibi acil durumlarda, var olan enfeksiyonun bebeğin gelişimini diş tedavisinin olumsuzluklarından daha fazla etkileyebileceği düşüncesi ön plana alınmalı ve bir jinekoloğun önerileri doğrultusunda diş tedavisi yapılmalıdır.

Hamilelikte diş tedavisi için anestezi yapılabilir mi?
Hamilelik esnasında birçok ilacın kullanılmaması ya da kontrollü kullanılması önerilmesine karşın, dental (dişle ilgili) tedavilerde kullanılan lokal anesteziklerin herhangi bir yan etkisi rapor edilmemiştir. Lokal anestezi kullanılmasında üretici firmanın önerileri doğrultusunda hareket edilmelidir. Herhangi bir uyarı yoksa lokal anestezik kullanmada bir sakınca yoktur.
Ağrı kesicilerden gebelik sırasında zararı olmayan türler kullanılabilir.

Antibiyotik?
Antibiyotiklerden özellikle Penisilin ve türevleri  kullanımınının bebek için herhangi bir sakıncası yoktur.

Röntgen?
Bu dönemde tedavi için çok gerekli ise ağız içinden 1-2 film alınabilir. Her ne kadar dişhekimliğinde çekilen röntgenlerde verilen radyasyon miktarı çok az ve karın bölgesine çok yakın değilse de gelişmekte olan bebeğin ışın almasını önlemek için mutlaka kurşun önlük kullanılması gerekir.
Zorunluluk yoksa bu işlem doğum sonrasına ertelenmelidir.

Hamilelikte kullanılan antibiyotik bebeğin dişlerinde renklenme yapar mı?
Hamilelik döneminde zaten her tür antibiyotik kullanılamaz. Bazı tür antibiyotikler kullanılabilir. Bebeğin dişlerinde renklenmelere neden olan antibiyotik grubu "tetrasiklinler"dir. Tetrasiklinler gebelikte kullanılmaması gereken antibiyotiklerdendir. Tetrasiklinler dışındaki antibiyotiklerin bebeğin dişlerinde renklenme yaptığı kanıtlanmamıştır.

HAMİLELİK GİNGİVİTİSİ
Hamileliğin erken safhalarında diş etlerinde şişlikler, kızarıklıklar gözlenebilir. Bu şekildeki diş eti oldukça hassastır ve kolayca kanar.
Hamilelik sırasında kadınların diş etlerinde oluşan bu değişiklikler östrejen ve progesteron hormonlarının salgılarının artmasından kaynaklanmaktadır.
Hamilelik gingivitisi genellikle hamileliğin 2. ayında başlayıp 8. ayında en üst seviyeye çıkar, doğumdan sonra kendiliğinden iyileşir.

GEBELİK VE SLE (SİSTEMİK LUPUS ERİTEMATOZUS)

GEBELİK VE SLE (SİSTEMİK LUPUS ERİTEMATOZUS)

HAMİLELİK VE SLE (SİSTEMİK LUPUS ERİTEMATOZUS)
SLE (sistemik lupus eritematozus) nispeten yaygın bir hastalıktır. Çocuk sahibi olacak yaşlarda ortaya çıkar. Gebelikle birlikteliği bir çok kompleks klinik probleme yol açar çünkü immün sistemde açıklanması güç bir rahatsızlık ve çoklu organ tutulumu vardır. Gebelik immünolojisi olayı komplike eder. Gebelikte hastalıkta gelip geçici düzelme, hiç değişiklik olmaması ve atak eğilimi olabilir.

Verilecek karar, hastalığın durum ve bebek sahibi olmanın aile için önemine göre bireysel olarak incelenmelidir.

Özellikle anneye ait hastalık konsepsiyondan (döllenme) önceki 6 aydan beri tam olarak remisyonda ise hastalığın erken döneminde ağır böbrek tutulum bulguları saptanmış olsa bile hamilelik iyi sonuçlanır. Hastalığın aktif olduğunu ya da böbrek fonksiyon bozukluğunun ilerlediğini gösteren işaretler varsa problemsiz gebelik olasılığı azalmaktadır.

Nadiren şiddetli bir doğum sonrası atak ta gelişebilir. Bu atağın gelişim olasılığı hastaların gebelik ve gebelik sonrası çok yakın takipte olmalarını gerektirir.

Gebelikte SLE’ye bağlı en sık rastlanan durumlar, tekrarlayan düşükler, intrauterin gelişme geriliği, erken doğum ve ölü doğumdur. SLE'ye bağlı tekrarlayan düşükler sıklıkla antifosfolipid antikorlarla ilgilidir.

SLE hastalığı olan gebeler 2 haftada bir kadın doğum doktorları ve romatoloji doktorları tarafından değerlendirilmektedir. Gebeliğin son döneminde bu takipler haftada bir olmalıdır. Bebeğin gelişimi de sıklıkla takip edilmelidir. Hastaya stabil bir hayat tarzı ve istirahat önerilir.

HAMİLELİKTE (GEBELİKTE) SAFRA KESESİ İLTİHABI (KOLESİSTİT)

HAMİLELİKTE (GEBELİKTE) SAFRA KESESİ İLTİHABI (KOLESİSTİT)

Safra kesesi karaciğerin altında yerleşmiş armut şeklinde yağın sindiriminde kullanılan ve karaciğerde sentezlenen safrayı depo ve konsantre eden kese biçimli bir organdır. Yağ içeren besinler bağırsağa ulaştığında safra kesesi uyarılarak kanallar yoluyla safra bağırsağa salgılanır.

Gebelikte safra kesesi iltihabı (kolesistit) nadir görülen bir durumdur (% 0.3).
Akut yani ani gelişen durumlarda tedavi şekli damar yoluyla sıvı verilmesi, midenin boşaltılması ve bu süreçte ağızdan alımın kesilmesi şeklindedir. Eğer bu tedaviye cevap verilmezse safra kesesinin alınması (kolesistektomi) düşünülebilir. Ameliyatın 3.ve 7. aylar arasında gebeliğe zararı olma ihitmali daha azdır. Fakat ilk 3 ayda düşük riskini artırır. Gebeliğin 7. ayından sonra ise erken doğum riskini artırır. Bu nedenle gebeliğin 7. ayından sonra gelişen tedaviye dirençli durumlarda ameliyat diğer tedavi yöntemleriyle geciktirilmelidir.

HAMİLELİKTE( GEBELİKTE) SAFRA KESESİ TAŞI

HAMİLELİKTE( GEBELİKTE) SAFRA KESESİ TAŞI

Gebelik dönemi safra kesesi taşı oluşumuna yatkınlık yaratan bir dönemdir. Hamilelerin yaklaşık %5-10'unsa safra kesesi taşına rastlanır. Hamilelikte artan östrojen ve progesteron hormonları ve değişen kolesterol-yağ dengesi safra kesesinde taş oluşumunu arttırabilir. Progesteron hormonu safra kesesi hareketlerini azalttığı için taş olulumuna yatkınlık yatatırken, östrojen hormonu safra salgısındaki kolesterol oranının artmasına neden olarak taş oluşumunu arttırır.
Annenin hamilelik ve doğum sayısı arttıkça safra kesesinda taş olma olasılığı da artmaktadır.

Tedavi:
Safra taşı olan hamilelerin büyük kısmında herhangi bir şikayet veya belirti bulunmaz. Şiddetli karın ağrısı ve akut kolesistit belirtileri varsa ameliyat tedavisi gerekebilir ancak gebelikte mümkün olduğunda şikayetler ilaç tedavisi ile geçirilir ve ameliyat doğum sonrasına ertelenir. Çok zorunlu acil hallerde amelitar kaçınılmaz olur, bu durumda ameliyat için en uygun dönem gebeliğin ikinci trimesteridir (4-6 aylar arası).
Safra kesesi taşlarının nadiren safra yollarını tıkaması neticesinde sarılık meydana gelebilir.

GEBELİKTE APANDİSİT AMELİYATI

GEBELİKTE APANDİSİT AMELİYATI

HAMİLELİKTE APANDİSİT
Gebelikle ilgili olan ameliyatlar dışında gebelik sırasında en çok yapılan ameliyat apandisit ameliyatıdır. Apandisit yaklaşık 1000-2000 gebelikte bir görülür. Gebeliğin her ayında akut apandisit gelişebilir. Bazı araştırmalar gebeliğin her döneminde eşit görüldüğünüü bildirirken bazı araştırmalar son 3 ayda daha sık görüldüğünü bildirmektedir.

Tanı sıklıkla anamnez, fizik muayene bulguları ve ultrason bulguları ile konulur. Nadiren zorunlu hallerde tanı için tomografi de kullanılır. Ancak gebelikte apandist tanısı diğer hastalara göre daha zordur çünkü büyüyen rahim apendiks organını iterek yerini değiştirir. Apendiks normalde karnın sağ alt kısmında bulunur, kalın basağın başladığı bölgeden (çekum) dışarıya doğru çıkan ince yaklaşık 5 cm boyunda bir organdır. Bu organın çeşitli nedenlerle iltihaplanması sonucu apandisit oluşur. Gebelikte normalde de kasık ağrısı, bulantı, kusma gibi şikayetler sık görüldüğü için apandisit tanısı ile karışabilir ve tanıyı zorlaştırabilir. Apandisitte kanda lökosit sayısı yükselir ancak gebelikte normalde de lökosit yüksek olabilmektedir, bu da tanıyı zorlaştırıcı bir durumdur. Tanıyı zorlaştıran bir diğer durum gebelikte röntgen çekilememesidir. Bütün bu nedenlerde gebelikte apandisit tanısı normal hastalra göre daha zordur ancak deneyimli bir genel cerrahi uzmanının muayenesi ve hastanın anamnezi tanıda en değerli unsurlardır. Hastada en çok görülen şikayetler karın ağrısı, bulantı, kusma, iştahsızlıktır, daha az oranda ateş, ishal, kabızlık görülebilir. Gebeliğin ilk aylarında ağrı daha çok gebe olmayanlarda olduğu gibi karnın sağ alt kadranında olur ancak ileriki aylarda rahimin büyümesine bağlı olarak ağrı daha yukarılarda olmaktadır. Apandisit tanısı koyarken gebelikte karın ağrısı yapan diğer durumlardan ayırılması önemlidir.

Apandisit gebelik olsun veya olmasın her zaman ameliyat ile tedavi gerektirir. Hiçbir zaman ilaç tedavisi yoktur. Hamilelerde de ameliyat genel cerrahi uzmanları tarafından yapılır ve iltihaplı apendiks organı alınır. Apendektomi ameliyatı normal kesi ile veya gebelişğin ilk aylarında laparoskopik olarak yapılabilmektedir.

Gebelikte apendisit düşük, erken doğum gibi komplikasyonlara neden olabilir. Apandisit tanısı ne kadar erken konulursa pefrorasyon (apendiksin patlaması) daha az görülür ve gebelikle ilgili sıkıntılar daha az yaşanır. Pefore apendisitlerde ve ileri gebeli aylarında erken doğum gibi komplikasyon görülme ihtimali artar. Hamilelerde apendisit tanısı daha zor olduğu için perfore olma (patlama) oranı daha yüksektir. Bir araştırmada gebelikte  perforasyon oranı %57 bildirilmiştir (Tracey & Fletcher,2000). Gebe olmayanlarda perforasyon oranı %5-20 civarındadır. Bazen gebeliğin son aylarında apandisite bağlı sancılar başlarsa ve erken doğum tehlikesi olursa sancıları durdurmak için tokoliz tedavisi verilmektedir.

GEBELİĞİN AKUT YAĞLI KARACİĞERİ

GEBELİĞİN AKUT YAĞLI KARACİĞERİ

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) KARACİĞER YAĞLANMASI

Gebeliğin akut yağlı karaciğeri (GAYK) (Acute fatty liver of pregnancy, AFLP) denilen hastalık  hamilelik sırasında görülen nadir ama ciddi hastalıklardan birisidir. Gebeliğin özellikle son aylarında 30. haftadan sonra doğuma kadar veya nadiren doğumdan sonra lohusalık döneminde görülebilmektedir. Yaklaşık 10-15 bin gebelikte bir görülen nadir bir durumdur. İkiz gebeliklerde, ilk gebeliklerde ve bebeğin erkek olduğu gebeliklerde daha sık görülmektedir.

Belirtiler:
Halsizlik, yorgunluk, sarılık, kaşıntı, bulantı, karın ağrısı gibi belirtiler görülebilir. Hastalığın şiddetli olması durumunda anne hayatını tehlikeye atabilecek komplikasyonlar gelişebilmektedir. Maternal mortalite %10-20 civarında, fetal mortalite %20-40 arasında değişmektedir. Pıhtılaşma bozukluğuna bağlı mide-barsak kanamaları meydana gelebilir. Beyin ödemi, ensefalopati ve böbrek yetmezliği, DİK gibi komplikasyonlar oluşabilir.

Teşhis:
ALT ve AST gibi karaciğer enzimlerinde yükselme saptanır. Biluribin düzeyleri yükselir. Karaciğerdeki hasar nedeniyle pıhtılaşma faktörleri üretimi bozulur ve pıhtılaşma (koagulasyon) bozukluğu meydana gelebilir. Trombositopeli sık görülür. Böbrek fonksiyon testlerinde bozulma meydana gelebilir. Protrombin zamanında uzama görülür. Tansiyon yüksekliği nadiren olabilir, genelde tansiyon normaldir. Bazı hastalarda portal hipertansiyona bağlı asit meydana gelebilir. Hipoglisemi meydana gelebilir.
Ultrason ile karaciğerde yağlanma olduğu izlenir. Karaciğer biyopsisinde de yağlanma izlenir ancak pıhtılaşma bozukluğu meydana gelen hastalarda karaciğer biyopsisi yapılamaz. Her zaman biyopsi yapılması tanı için şart değildir. Karaciğerde yağlanma izlenen her gebe "gebeliğin akut yağlı karaciğeri" olduğu anlamına gelmez, başka nedenlere bağlı da karaciğerde yağlanma gelişebilir.
Hepatitler ve HELLP sendromu gibi diğer karaciğer hastalıkları ile ayırıcı tanı yapılması gerekir.

Tedavi:
Gebeliğin akut yağlı karaciğeri doğum gerçekleştikten sonra hızla gerileyen bir hastalık olduğu için tedavide genellikle bir an önce gebeliğin doğum ile sonlandırılması tercih edilir. Bu nedenle sıklıkla erken doğum gerçekleşmesine neden olur. Doğumun hızla gerçekleşebileceği veya spontan başladığı durumlarda normal doğum da mümkün olabilir ancak sıklıkla sezaryen gerekmektedir acil doğum için. Kan transfüzyonu ve pıhtılaşmanın düzeltilmesine yönelik tedaviler sıklıkla gerekir. Koagulasyon bozukluğundan dolayı doğum sırasında aşırı kanama riski olabilir.

GEBELİK İNTRAHEPATİK KOLESTAZI (GEBELİK KAŞINTISI)

GEBELİK İNTRAHEPATİK KOLESTAZI (GEBELİK KAŞINTISI)

Gebeliğin İntrahepatik Kolestazı (GİK) (pruritus gravidarum, ikterus gravidarum) safranın karaciğerde birikmesi anlamına gelir. “Obstetrikal Kolestaz” yani gebeliğe bağlı safra birikmesi olarak da adlandırılır.Gebeliğin 3. ayından sonra ortaya çıkar.Gebeliğe bağlı gelişen bir durum olduğu için genelde doğumdan kısa bir süre sonra kaybolur. Tanı konulurken safra kesesi taşı ve karaciğer iltihabı olmadığından emin olunmalıdır. Tanı yapılan ultrasonografi ve kan tahlilleriyle kesinleştirilir. Yaklaşık 500-1000 gebelikte bir rastlanan bir hastalıktır.

Gebelik kolestazının nedeni henüz aydınlatılamamıştır. Estrogen ve progensteron hormonlarının (özellikle östrojen) hastalığın gelişmesinde rol oynayabileceği düşünülmektedir İlk belirti kaşıntıdır. Genelde 7. ve 8. aylar arası başlar. Öncesinde bulantı, kusma, karın ağrısı gibi kaşıntının habercisi olan şikayetler oluşabilir. Ciltte herhangi bir anormallik görülmez. Kaşıntı genelde karın bölgesinden başlar, gövdeye, bacak ve kollara, avuç ve tabanlara yayılabilir. Daha ciddi durumlarda göz kapaklarında ve ağız içinde de kaşıntı oluşabilir. Kaşıntı genelde doğumdan 3-7 gün sonra azalır. Kaşıntı genelde tedaviye cevap vermez. Ilımlı kaşıntılarda serin banyo, yumuşatıcı ve nemlendirici kremler önerilebilir. Hastaların %10-15’ inde sarılık gelişebilir. İdrar koyulaşır ve dışkı rengi açıklaşır.

Kanda safra asitleri (kenodeoksikolik asit, deoksikolik asit, kolik asit) , alkalen fosfotaz, 5'-nükleotidaz ve biluribin düzeyleri yükselir. Karaciğer transaminaz enzimleri (ALT, AST) normal veya hafif yüksek olabilir. Serum total ve direkt bilirubin seviyelerinde hafif veya orta derecede artış izlenir.

GİK gebelik ile ilgili bazı riskleri beraberinde getirir. Bunlar arasında prematürite, erken doğum, amniyon suyunun mekonyumla (bebeğin dışkısı) kirlenmesi, kalp atım hızında anormallik sayılabilir. Bu nedenle hastalık sırasında sıkı gebelik takibi, fetüsün sık monitorize edilmesi, annedeki rahatsızlıkların giderilmesi ve K vitamini desteği yapılması gerekmektedir.

Genellikle daha sonraki gebeliklerde de tekrarlama eğilimi gösterir.

HAMİLELİKTE (GEBELİKTE) MİDE ÜLSERİ VE GASTRİT

HAMİLELİKTE (GEBELİKTE) MİDE ÜLSERİ VE GASTRİT

Mide Ülseri (Peptik Ülser):
Araştırmaların çoğu hamilelerde mide ülserine diğer insanlardan daha az rastlandığını ve gebeliğin ülseri önleyici etkisi olduğunu göstermiştir. Gebelikte artan progesteron hormonunun midedeki asit salgısını azaltarak bu koruyu etkiyi sağladığı düşünülmektedir. Aynı şekilde plasentadan salgılanan hitaminaz enziminin de mide asitini azaltma konusunda katkıda bulunduğu düşünülmektedir.
Gebelerde peptik ülser gebe olmayanlarla aynı şikayetlere neden olur: Mide ağrısı, yanma v.b.

Gastrit:
Gastrti mide iç yüzeyindeki mukoza tabakasının inflamasyonudur. Helicobacter pylori bakterisinin mide ülseri ve gastrit oluşmasında önemli rolü vardır. Şikayetler mide ülseri ile benzerdir.

Tedavi:
Tedavide mide asit salgısını azaltıcı ilaçlar, H2 reseptör blokörleri ve proton pompa inhibitörleri kullanılır. Mide ülseri ve gastrit tedavisinde kullanılan asit azaltıcı ilaçların hepsi olmasa da çoğu hamilelik sırasında da kullanılabilecek ilaçlardır. H. Pylori mevcut ise bunun için de gebeliğe zararı olmayan antibiyotik tedavileri tercih edilebilir veya H.Pylori tedavisi gebelikten sonraki döneme de bırakılabilir.

GEBELİK VE EPİLEPSİ (SARA HASTALIĞI)

GEBELİK VE EPİLEPSİ (SARA HASTALIĞI)

HAMİLELİK VE EPİLEPSİ (SARA HASTALIĞI)
Epilepsi ;sinir uçlarındaki anormal elektriksel uyarım sonucu oluşur. İstemsiz kasılmalar ve zaman zaman bilinç kaybı görülebilir.

Epilepsi, gebeliğin gidişatını ve doğumu etkileyebilir. Bebeğin anne karnında gelişimi esnasında anormalliklere yol açabilir. Ayrıca gebelik epilepsinin kötüleşmasine neden olabilir.

Epilepsisi olan kadınlarda gebeliğe bağlı görülebilecek en önemli tehlikeler; nöbet sıklığındaki artış ve bebekte görülebilecek doğumsal anomalilerdir. Ortalama olarak epileptik annelerden doğan çocukların %7’sinde önemli doğumsal anomaliler görülür. Bu oran normal toplumda %3’tür. Bu çocuklarda; yarık damak, yarıkdudak, zeka geriliği, düşük doğum ağırlığı, epilepsi riskinde artış görülebilir. Anne adayları bebeğin zarar görebileceğinden korkarak gebelikte ilaca devam etmezler. İlaç kullanılmadığında ortaya çıkabilecek nöbetler; bebek için fiziksel zedelenme, gelişme geriliği hatta ölüme neden olabilir. Bu yüzden epilepsisi olan kadınlar gebeliği sürecinde ve gebelikten sonrada bir kadın doğum uzmanı ve bir nörolog tarafından takip edilmelidir.


Epileptik kadınlar gebe kalmadan önce mutlaka bir Kadın Doğum Uzmanı ve Nörolog tarafından danışmanlık hizmeti almalıdırlar. Kullandıkları ilaçlar ve dozları yeniden düzenlenmelidir.

GEBELİK SÜRESİNCE NELERE DİKKAT ETMEK GEREKİR?
Kontrollere düzenli bir şekilde gidilmelidir. Uykusuzluk, yorgunluk, açlık gibi faktörler nöbet sıklığını arttırabilir. Kullanılan ilaçlar nedeniyle kaybedilen folik asit dışardan alınmalıdır.

Epilepsisi olan kadınlar, normal kadınlara göre biraz daha artmış risk taşısalarda bu risk hala düşüktür.Epilepsisi olan kadınların %93’ sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilirler.Gebelik esnasında yapılan kontrollere düzenli gidilirse yapılan ayrıntılı ultrasonlar, anomali taramaları doğum öncesi bebeğinizde oluşabilecek birçok sakatlığın tanısının erkenden konulmasını sağlar. 

GEBELİK VE ASTIM

GEBELİK VE ASTIM

HAMİLELİK VE ASTIM
Astım gebelikte en sık görülen hastalıklardan biridir. Yaklaşık olarak tüm gebeliklerin %1-4’ ünde astım görülmektedir. Gebelikte kontrol altında tutulamayan astım hem anne hem bebek için problemlere yol açabilir. Bu durumun en sık sebebi anne adaylarının ilaç yan etkilerinden korkarak ilaç kullanımını bırakmalarıdır.

Gebeliklerin yaklaşık olarak üçte birinde astım gebelik öncesine göre daha şiddetli seyreder, üçte birinde daha hafif seyreder ve diğer üçte bir hastada da pek değişiklik göstermez.

Astım hastası bir kadın anne olmaya karar verdikten sonra bir göğüs hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve solunum fonksiyon testleri gebelik oluşmadan önce normal düzeye getirilmelidir. Gebelik süresince hem astım hem gebelik ilgili uzman doktorlar tarafından takip edilmelidir.Astım atakları uygun şekilde, zamanında tedavi edilmelidir ; çünkü anne rahminde bebeğin büyüyebilmek için oksijene ihtiyacı vardır.

Gebelik süresince doğru tedavi uygulanırsa astım anne ve bebek sağlığını olumsuz etkilemez. Ancak hekimin belirleyeceği ilaçlar kullanılmazsa, düzenli kontrollere gidilmezse, sigara gibi astımı kötüleştiren faktörlerden uzak kalınmazsa olumsuz durumlarla karşı karşıya kalınabilir.Örneğin; düşük, erken doğum, bebekte gelişme geriliği gibi durumlar olabilir.

Gebelikte iyi kontrol edilemeyen astımın ne gibi etkileri olabilir?
- Erken doğum
- Prematürite
- Tansiyon yüksekliği
- Bebekte perinatal ölüm riski artar.

Gebelik süresince astım etkin bir şekilde kontrol altında tutulursa, doğum sırasında genellikle bir sorunla karşılaşılmaz .
Tedavide amaçlar: Astımı tetikleyen faktörler ve allerjenlerden kaçınmak, hasta eğitimi, annenin solunum fonksiyonlarının ve fetusun sıkı takibi, ilaç tedavisidir. Gebelikte daha çok inhaler ilaçlar tercih edilir.

GEBELİKTE TROİD HASTALIKLARI - GUATR

GEBELİKTE TROİD HASTALIKLARI - GUATR

HAMİLELİKTE TROİD HASTALIKLARI - GUATR

Tiroid bezi boyunun ön tarafında, adem elması dediğimiz çıkıntının hemen altında nefes borusunu at nalı şeklinde saran, yaklaşık 20 gr olan bir salgı bezidir.

Salgıladığı tiroid hormonları (T3 ve T4) tüm metabolizmayı etkiler. Tiroid bezinin çalışması beyinin alt kısmında  yer alan hipofiz bezinden salgılanan TSH (Tiroid uyarıcı hormon) tarafından kontrol edilir. İyot elementi tiroid bezi çalışması için son derece gereklidir.Beslenmeyle yetersiz alındığında tiroid hormonlarının salgılanması aksar. Ülkemizde sık görülen iyot eksikliğinde belirgin tiroid bezi problemleri ortaya çıkar. Kadınlarda tiroid bezi hastalıkları erkeklerden daha sık görülür. Bu nedenden dolayı doğurganlık çağındaki pek çok kadın tiroid bezi problemlerinden sıkça etkilenir. Guatr tiroid bezinin normalden büyük olması durumudur. Hastalara yaklaşımda guatrdan çok ona eşlik eden hormonal durum önemlidir.

HİPERTİROİDİ
Tiroid bezinin kana çok hormon salgılaması, hipertiroidi şeklinde adlandırılır (zehirli guatr). Bu durumda zayıflama, kalbin hızlı atması (çarpıntı), sıcağa tahammülsüzlük, sıcak basmaları, ellerde titreme, gözlerde dışarı doğru şişlik ortaya çıkar. Gebelik sırasında görülen hipertirodilerin % 95’i Graves hastalığına bağlıdır. Gebelik sırasında hipertiroidi erken doğum, ölü doğum, düşük, bebekte gelişme geriliği ve annede kalp yetmezliğine, tansiyon yüksekliğine neden olabilir. Bu nedenle hipertirodinin gebelik öncesinde kontrol altına alınması oldukça önemlidir.

Tedavi için seçilen ilaç genelde Propylthiouracil'dir. Radyoaktif İyot (RAI) tedavisi gebelerde kullanılmaz. Hipertiroidik gebelerde gerekli ise cerrahi tedavi 3-6 aylar arasında yapılmalıdır. İlk 3 ayda düşük riskini artırdığından cerrahi tedavi yapılmaz.

Gebelikte hipertirodidi (tiroid hormon yüksekliğ) hakkında detaylı bilgi için tıklayın >>

HİPOTİROİDİ
Tiroidin az çalışması durumuna hipotiroidi denir. Bu geliştiğinde; gebede unutkanlık, halsizlik, deride kuruma, saçlarda dökülme, yorgunluk, uykuya eğilim ortaya çıkabilir. Hipotiroidi gebelerin % 0.05’inde görülür. Bu hastalarda düşük, bebeğin eşinin erken yerinden ayrılması, bebekte gelişim geriliği, erken doğum, doğum öncesi bebek kaybı ve bebekte sinir sisteminde bozukluk riski artmaktadır.
Bebek tiroid bezi gelişmeden önce (ilk 3 ay) anne yeterli düzeyde iyot almazsa bebekte zeka geriliği görülebilir. Tedavi tiroid hormonu içeren ilaçlarla yapılır.

Gebelikte hipotiroidi (tiroid hormon düşüklüğü) hakkında detaylı bilgi için tıklayın >>

GEBELİK VE KALP HASTALIKLARI

GEBELİK VE KALP HASTALIKLARI

HAMİLELİK VE KALP HASTALIKLARI
Gebelik birçok sistemde olduğu gibi kardiak sistemdede birçok değisikliğe yol açar. Bu değisikliklerin başlıcaları ; kan hacminde, kalp yükünde, kalp hızında artıştır.

Yakın zamana kadar kalp hastalığı olan birçok kadına gebe kalmamaları önerilirdi, ancak günümüzdeki gelişmeler sonucunda kalp hastalığı olan birçok kadın sağlıklı ve güvenli bir gebelik geçirebilmektedir.

Kalp hastalığı olan kadınlarda gebelik planlaması yapılırken kardiyolog ve kadın doğum uzmanının ortak görüşleri alınmalıdır , çünkü bazı kalp hastalıkları gebelik için çok risklidir böyle bir kalp hastalığına sahip kadınların kalp sorunları giderilene kadar gebe kalmamaları önerilir.
Kalp hastalığı olan gebeler yakın klinik takipte olmalıdırlar. Kalp hastalığı olan hemen her gebede fiziksel aktivite kısıtlanır, yüksek proteinli tuzdan kısıtlı diyet önerilir. Gebenin kan düzeyinin belli bir seviyenin üzerinde tutulması önerilir , çünkü kansızlık kalp hastalığını kötüleştirir. Gebenin kilo alımı kontrol altına alınır. Bütün bu önlemler ile kalbin iş yükü azaltılmaya çalışılır.

Kalp hastalığı olan gebelerde vajinal doğumla sezaryen karşılaştırıldığında vajinal yolla doğumun daha iyi tolere edildiği görülür ancak sezaryen ile doğumdanda fayda görecek sınırlı sayıda hasta grubu mevcuttur.

Doğum sonrası erken donem kalp hastalığı olan hasta açısından çok önemlidir. Kan kaybı en aza indirilmeli, kan basıncı düzenlenmeli ve kalp yetmezliğine yol açacak aşırı sıvı yükünden kaçınılmalıdır.

Doğumdan yaklaşık 4-6 hafta sonra gebeliğe bağlı kalp damar sistemindeki değişiklikler kaybolur.Bu dönemde hasta bir kardiolog tarafindan tekrar değerlendirilmelidir. Belirli kardiak hastalıkların genetik geçişi nedeniyle yenidoğan özenle ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir. 

HAMİLELİKTE (GEBELİKTE) DAMAR TIKANIKLIĞI

HAMİLELİKTE (GEBELİKTE) DAMAR TIKANIKLIĞI

HAMİLELİKTE TROMBOEMBOLİ
Tromboemboli: Tromboz ve emboli kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Tromboz pıhtılaşma anlamına gelir. Emboli pıhtının damardan koparak akciğer, beyin gibi organlara giderek oradaki damarları tıkaması anlamına gelir, halk arasında pıhtı atması denilen durumdur. Bu iki olaya birden tromboemboli denir.

Hamilelilkte kan damarlarında tıkanma en sın bacaklardaki toplar damarlarda meydana gelir. Yüzeyel olmayan ve derinde bulunan toplar damarlarda meydana gelen pıhtılaşmaya derin ven trombozu (DVT) denir. BU toplar damarlardan kopan pıhtının akciğer, beyin gibi organlara gideerk damar tıkanıklığına enden olmasına venöz tromboemboli denir. (Venöz = ven = toplar damar) Hamilelik döneminde hiçbir hastalığı olmayan gebede bile pıhtılaşma faktörlerindeki değişiklikler, hareketsizlik ve rahmin damarlara bası yaparak kan akımını yavaşlatması gibi nedenlerle damar tıkanıklığına meyil artmıştır.

Venöz tromboemboli:
Yaklaşık bin hamile kadından  birisinde görülür. Bu oran 35 yaş üzerindeki hamilelerde yaklaşık iki kat artar. Hamilelerde aynı yaştaki hamile olmayan kadınlara göre 10 daha sık görülen bir hastalıktır. Venöz tromboemboi saptanan gebelerin yaklaşık %40'ında kalıtsal trombofili denilen hastalıklar (kalıtsal pıhtılaşma bozuklukları) görülür. Venöz tromboemboli önemli anne ölüm nedenlerinden birisidir.

Hamilelikte ve emzirme (lohusalık) döneminde damar tıkanıklığı nedenleri, risk faktörleri:
- Kalıtsal trombofililer: Pıhtılaşmaya eğilim yaratan doğuştan kalıtımsal hastalıklar. Bu hastalıklar hakkında detayşı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
- Obezite (Şişmanlık)
- Hareketsizlik
- Travma, kaza v.b
- Daha önce damar tıkanıklığı geçirmiş olmak
- İnflamatuar barsak hastalıkları
- Sepsiz ve ciddi enfeksiyonalr
- Antifosfolipid antikor sendormu: Detaylı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
- Polisitemia vera
- Oral hücreli anemi
- Çok uzun süre hareket etmeden yolculuk yapmak

Hangi gebelerde daha sık görülür?
- 35 yalından büyük olanlarda
- Çok doğum yapanlarda (multipar)
- Uzamış doğum eylemi varlığında

Belirtiler:
Damar tıkanıklığı durumunda bacakta şişme, ödem, kızarma, morarma, ısı artışı, hassasiyet, ağrı gibi şikayetler meydana gelebilir.
Pulmoner emboli yani akciğere pıhtı atması gibi bir durum olmuşsa nefes darlığı, göğüs ağrısı, soluk borusundan kan gelemsi, hızlı nefes alma, nefes darlığı, aşırı bitkinlik gibi ciddi belirtiler meydana gelir.

Tedavi:
Tedavisinde özellikle pıhtılaşmayı engelleyici heparin benzeri ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar halk arasında kan sulandırıcı ilaç diye bilinir. Tedavi gebelik boyunca ve doğumdan sonra bir süre devam ettirilir. Altta yatan pıhtılaşmaya neden olan faktörlere göre tedavinin devamı ve şekli belirlenir.
Yukarıda da bahsedilen bazı risk faktörlerinin varlığında damar tıkanıklığı meydana gelemden önce bu ilaçlar önleyici (proflaktik) olarak başlanır.

KALITSAL TROMBOFİLİLER (PIHTILAŞMA BOZUKLUKLARI) VE GEBELİK

KALITSAL TROMBOFİLİLER (PIHTILAŞMA BOZUKLUKLARI) VE GEBELİK

HAMİLELİKTE TROMBOFİLİ (PIHTILAŞMA BOZUKLUKLARI)
Kalıtsal trombofililer (kalıtımsal trombofililer) yani pıhtılaşma bozuklukları genel olarak basit tanımlamayla kanın pıhtılaşmaya eğilim gösterdiği bazı hastalıklardır. Bu hastalıklarda kanın pıhtılaşmasına bağlı damar tıkanıkları (tromboemboli), kalp, akciğer ve beyin gibi organlarda pıhtı oluşması, gebeliklerin düşük veya ölü doğum veya rahim içi gelişme geriliği ile sonuçlanması gibi problemler yaşanmaktadır. Burada daha çok kalıtsal trombofililerin gebelikle ilgili sebep olduğu sorunlar anlatılacaktır. Kalıtsal trombofili hastalarında gebelik kayıplarında artış izlenmektedir fakat trombofili "taşıyıcılığı" olan kişilerde gebelik kayıplarında artış izlenmemektedir.

Kalıtsal trombofililer genetik bozukluklara bağlı olarak ırsi yani kuşaktan kuşağa geçebilen ve doğuştan edinilmiş hastalıklardır. Trombofililerin ırsi olmayan yani doğuştan olmayan sonradan kazanılmış türleri de vardır (antifosfolipid antikor sendromu gibi).

Bu hastalarda damarlarda pıhtı oluşumuna bağlı tıkanıklık gelişme riski travma, hareketsiz kalma, cerrahi, doğum kontrol hapı kullanma, gebelik, kanser gibi durumlarda artar. Trombofilisi olan hastaların doğum kontrol hapı kullanması kesinlikle sakıncalıdır.

Kalıtsal trombofililer:
- Antitrombin III eksikliği
- Protein C eksikliği
- Protein S eksikliği
- Faktör V Leiden mutasyonu
- Aktive protein C rezistansı (Genellikle Faktör V Leiden mutasyonuna bağlıdır)
- Protrombin (Faktör II) gen mutasyonu
- MTHFR gen mutasyonu (Metilen tetrahidrofolat redüktaz)
- Hiperhomosisteinemi
- Trombomodulin mutasyonu
- Faktör 12 eksikliği

Antitrombin III eksikliği kalıtsal trombofilik hastalıkların en trombojenik olanıdır ve hastalar hayat boyu %50’den fazla oranda tromboembolik olay (damar tıkanıklığı) geçirme riski altındadır.
Protrombin gen mutasyonu veya trombomodulin gen mutasyonunun kötü gebelik sonuçlarından sorumlu olduğuna dair net bilgiler yoktur.

Tanı:
Erken yaşta damar tıkanıklığı geçirenlerde , ailesinde damar tıkanıklığı olanlarda, tekrarlayan düşükleri veya ölü doğumları olanlarda, gebelikler erken aylarda başlayan preeklampsi veya gelişme geriliği olanlarda trombofilik hastalık olması süphesiyle bazı testler yapılır.

Bu testler: Antitrombin III, Protein C, Protein S , Aktive protein C rezistansı (pozitif ise Faktör V Leiden mutasyonu araştırması), Lupus antikoaglan, Antikardiolipin antikorlardır.

Gebelik sırasında total protein S seviyesi değişmezken serbest protein S seviyesi düşmektedir. Gebelikte Aktive protein C direncinin (yanlış olarak faktör V Leiden mutasyonunu düşündürür) arttığı unutulmamalıdır. Bu testlerin gebelik olmayan dönemde yapılması gerekir. Fonksiyonel ve antijenik protein C seviyelerinde gebelikte değişme olmaz.

Tedavi:
Antitrombin III eksikliği olanlarda tromboemboli gelişme riski en yüksek olduğundan her halukarda gebelikleri boyunca tam doz heparin (pıhtılaşmayı engelleyici ilaç) ile tedavi edilirler. Diğer kalıtsal trombofili hastalarına gebelik öncesi tromboembolik olay hikayesi varsa veya düşük gibi kötü gebelik hikayesi varsa gebelik süresince profilaktik (önleme amaçlı) heparin tedavisi verilebilir. Heparin tedavisine aspirin tedavisi de genellikle eklenir. Tedavi doğum sonrası ağızdan 6 hafta devam ettirilir.

Gebelikte, Antitrombin III (AT III) eksikliği olan kadınların %70'inin tromboz geçireceği düşünülürse bu kadınların gebelikleri boyunca heparin ile tedavi edilmeleri mantıklı görünmektedir. Antitrombin eksikliğiyle karşılaştırıldığında protein C ve Protein S eksikliği, Faktör V Leiden ve Protrombin gen mutasyonu olan kadınlarda daha önce tromboembolik olay veya kötü gebelik hikayesi yoksa gebelikleri boyunca heparin ile proflaktik tedavi verilmesi tartışmalıdır ve konu ile ilgili net sonuçlar yoktur. Kalıtsal trombofilisi olan kadınlarda  tekrarlayan düşük hikayesi varsa gebeliklerinde heparin ve aspirin ile ampirik tedavi uygulanması önerilmektedir ancak bu durumun netleşmesi için daha fazla çalışmalar yapılması gerektiği bildirilmektedir çünkü kalıtsal trombofililer ile tekrarlayan düşükler arasındaki ilişki  bu güne kadar yapılan çalışmalarla çok net ispatlanmış değildir. Bu nedenle verilen tedaviler kanıta dayalı değildir, ampiriktir.

Trombofilili hastaları gebelik dönemi dışında herhangi bir dönemde damar tıkanıklığı gibi bir durum gelişmesi durumunda heparin ile tedavi edilirler. Gebelik, ameliyat veya hareketsizlik gibi damar tıkanıklığı gelişme riskinin artacağı durumlarda proflaktif heparin tedavisi önceden başlanır.

HAMİLELİKTE (GEBELİKTE) KAN HASTALIKLARI

HAMİLELİKTE (GEBELİKTE) KAN HASTALIKLARI

Gebelikte sık görülen kan hastalıkları nelerdir?
Anemi (kansızlık)
-Demir eksikliği anemisi
-Folik asit eksikliği
-İlaca bağlı hemolitik anemi
-Akut kan kaybına bağlı anemi
-Kronik hastalıklara bağlı anemi

Hemoglobinopatiler
-Orak hücre hemoglobinopatisi
-Aplastik-hipoplastik anemi
-Talasemiler
-Polisitemi

Trombositopeniler
-Gebelikte ortaya çıkan trombositopeniler
-Kalıtsal trombositopeniler
-İmmun trombositopenik purpura
-Trombositoz
-Trombositopenik mikroanjiopatiler
- Pıhtılaşma bozuklukları

Trombofililer (Pıhtılaşma bozuklukları): Bu konu hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Gebelikte en sık görülen kan hastalığı hangisidir?
Demir eksikliği anemisi gebelikte en sık görülen kan hastalığıdır. Gebe kadınların yaklaşık %95’inde görülür. Tüm ülkelerde üreme çağındaki demir alımının yetersiz olmasına bağlı çok yaygındır.

Demir eksikliği anemisinin belirtileri nelerdir?
Yorgunluk, güçsüzlük, bitkinlik, yememe, egzersiz intoleransı, mental depresyon, solukluk, çarpıntı, nefes darlığı.

Tedavi?
Demir desteği önerilir.

Demir eksikliği anemisini önlemek için ne yapılabilir?
Gebelikte demir ihtiyacı günlük diyet ile sağlanamaz, bu nedenle tüm gebelere demir tedavisi en azından 20. gebelik haftasından itibaren verilmelidir.

Folik asit eksikliği nedir?
Folik asit merkezi sinir sistemi gelişim açısından önemli bir vitamindir. Eksikliğinde bir tür anemi de ortaya çıkar. 30 yaşında büyük gebelerde, yetersiz diyetle beslenenlerde, çoğul gebeliklerde, gebeliğe bağlı yüksek tansiyonu olanlarda, epilepsi tedavisi alanlarda daha sık görülür.

Belirtileri nelerdir?
Kansızlık, bitkinlik, iştahsızlık, mental depresyon, diş eti hastalıkları, bulantı, ishal, kanama, enfeksiyonlara yatkınlık

Tedavi
Folik asit desteği yapılmalı. Gebelikten önce ve erken gebelik dönemlerinde folik asit kullanımı bebeğin merkezi sinir sistemi gelişim bozukluklarını önler.

İlaca bağlı hemolitik anemi kırmızı kan hücrelerinde bulunan bir enzimin eksikliğinde ortaya çıkar. Bu anemi çoğunlukla viral, bakteriye enfeksiyonlar, diabetik asidoz, bakla yenmesi, bazı oksidan ilaçlara maruz kalınması durumunda gelişir. Tedavide atağı başlatan ilaç veya toksik maddelerin kesilmesi önemlidir. Enfeksiyon varsa acilen tedavi edilmelidir.

Orak hücreli anemi kalıtımsal bir kan hastalığıdır. Bu hastalıkta kırmızı kan hücrelerinin oksijen taşıma kapasitesi ve yaşam süresi azalmıştır. Tüm organlar etkilenebilir. Özellikle dalak, kemik iliği, plasenta gibi organlar sık etkilenir. Ağrı, ödem kanlanması bozulmuş dokuda yaygındır. Orak hücreli anemili gebelerde kansızlık artar. Folik asit kullanımı artar, ağrılı krizler, idrar yolu enfeksiyonu, pıhtılaşma, iç organ ve kemik ağrıları artar.

Tromboemboli (damarlara pıhtı atması) gebelikte sık görülen bir durumdur. Doğum öncesi veya sonrasında oluşabilir. Derin bacak toplardamarlarında tromboz olan hastaların yakalaşık %50’sinde akciğer embolisi gelişebilir. Altta yatan kolaylaştırıcı bir neden olmadığında (ciddi enfeksiyon, geçirilmiş tromboemboli, ciddi tromboflebit, ciddi varisler, cerrahi doğum, zor veya uzamış doğum, anemi, kanama, kalp hastalığı, aşırı şişmanlık, ağır sigara içiciliği, uzamış yatak istirahati..) yaygın değildir. Belirtileri bacakta şişlik, ağrı, hassasiyet, renk değişikliği, ateştir. Riskli hastalarda önlemeye yönelik tedavi başlanabilir.
Hamilelikte damar tıkanıklığı hakkında detaylı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Lenfoma, lösemi, hodgkin hastalığı gebelikte nadir olarak görülürler. Genellikle üreme sonrası dönemde ortaya çıkarlar. Gebelikte ortaya çıkarlarsa kanama ve erken doğum yaygındır.

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) BAŞ AĞRISI VE MİGREN

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) BAŞ AĞRISI VE MİGREN

Baş ağrısına gebe olmayan bayanlarda çok sık rastlandığı gibi gebelik sırasında da sık görülen şikayetlerden birisidir. 20-50 yaş arasındaki bayanların yaklaşık %80'inde baş ağrısı şikayeti az veya çok görülmektedir. Bu kadar sık görülmesine neden olan faktörler arasında adet dönemlerinde, gebelikte ve doğum sonrasında vücutta oluşan hormonal değişimler önemli rol oynar. Kadınlarda görülen bu baş ağrılarının çoğu migren veya gerilim tipi baş ağrılarıdır.

Aşağıda bahsedilen baş ağrıları en sık karşılaşılan tiplerden bazılarıdır ancak bunların dışında bir gebede veya bir insanda baş ağrısı yapabilecek yüzlerce sebep vardır. Bu nedenle baş ağrısı hiçbir zaman küçümsenmemesi gereken, ağrı kesici alarak geçiştirilmemesi gereken bir durumdur. Özellikle şiddetli ve sürekli tekrarlayan baş ağrılarında mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurmalısınız ve ağrının sebebi, tipi araştırılmalıdır. halk arasında gebelik zehirlenmesi denen tansiyon yükselmesi (preeklampsi) gebelikte baş ağrısının önemli sebeplerindendir ve bazen ilk uyarıcı şikaayet olabilmektedir. Kısacası her insanda olduğu gibi hamile kişilerde de baş ağrısı çok sık rastlanan bir şikayettir ve çoğunlukla baş ağrısı olan kişilerde gebelik zehirlenmesi veya başka kötü bir sebep bulunmamaktadır ancak yine de her baş ağrısı yaşayan gebenin mutlaka doktora başvurması ve sebebin araştırılması gerekir çünkü nadiren de olsa baş ağrısına sebep olan önemli bir durum olabilir.

Gebelikte Migren
Migren tipi baş ağrısı genellikle kafanın bir yarısında hissedilen, bulantı-kusma, ışığa karşı hassasiyet eşlik edebilen, belli aralıklarla tekrarlayan zonklayıcı tarzda bir ağrıdır. Adet dönemi, menopoz, gebelik ve hatta doğum kontrol hapları gibi hormonal ilaçların migren tipi ağrıları etkilemesi migrenin oluşumunda kadınlık hormonlarının (özellikle östrojen) önemli rol oynadığını gösterir. (Erkeklerde de migren görülmektedir ama daha az) Genellikle adet zamanı veya gebelik sonrası gibi östrojen düzeyinin düştüğü dönemlerde migren ağrıları rahatlar, tersine gebelik gibi östrojen düzeyini yükseldiği dönemlerde migren ağrıları artar. Yapılan araştırmalarda hastaların çoğu gebelik sırısında migren ağrılarının arttığını belirtirken, hastaların az bir kısmı ağrılarının değişmediğini veya azaldığını bildirmiştir. Migren baş ağrıları gebeliğin genellikle ilk aylarında sık görülür, son aylarda daha az görülür. Migren çoğunlukla gebeliğin ilk 3 ayından sonra rahatlar ama bazen bunun tersi de olabilir. Bazı hamileler daha önce olmadığı hald migrenle ilk defa gebelikleri sırasında karşılaşabilirler. Doğum sonrasında migren ağrılarının devam etmesine sık rastlanır ancak emziren annelerde daha az ağrı olduğu görülmüştür. Yapılan araştırmalarda tedavi edilse de edilmese de migrenin gebeliğin gelişimi veya sonuçları ile ilgili her hangi bir kötü etki yapmadığı gösterilmiştir.

Migrene bulantı, kusma, ışığa karşı hasssasiyet, kulaklarda çınlama gibi belirtiler eşlik edebilir. Migrenden şüphelenildiğinde mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulması gerekir. Üzüntü, depresyon, stres, yorgunluk, aşırı kahve ve çikolata, aşırı ışıklı ve aşırı sesli ortamlar, uykusuzluk, aşırı egzersiz, doğum kontrol hapları migreni şiddetlendiren faktörlerdir.

Migren ilaçları hamilelikte zararlı olabilme riskine karşı genellikle kullanılmazlar. Ancak dayanılmaz ve geçmeyen migren ataklarında mecburen bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Migren ağrıları için parasetamol türevi gebeliğe zararı olmayan ağrı kesiciler kullanılır.

Gerilim Tipi Baş Ağrısı
Gerilim tipi baş ağrısı kafanın bütün çevresinde baskı ve gerilme varmışçasına hissedilen bir ağrıdır. Migrene göre daha sık görülür ve migrenin aksine ışık ve sesten etkilenme, bulantı-kusma gibi durumlar daha az görülür gerilim tipi baş ağrısında. Gebelikten önce olan gerilim tipi baş ağrısının gebelik başladıktan sonra şiddetlenmesi çok beklenen bir durum değildir çünkü migrenin aksine hormonlardan çok etkilenen bir ağrı değildir. Gebelik sırasında tedavi için parasetamol türevi ağrı kesiciler kullanılır. Ayrıca geçşeme terapileri de faydalı olabilir.

Küme Baş Ağrısı
Küme baş ağrısı erkeklerde bayanlara göre 8 kat daha fazla görülmesine karşın nadiren gebelik sırasında da karşılaşılabilir. Genellikle 4 veya 8 hafta aralıklarla hemen hemen aynı günlerde meydana gelen, tek taraflı göz ve şakak bölgelesinde, şiddetli delici patlayıcı tarzda ağrılardır. Ağrının olduğu tarafta yüzde kızarma, göz yaşarması, burun akması gibi şikayetler de meydana gelir. Küme tipi baş ağrıları gebelik, adet dönemi, menstrüasyon gibi hormonal dönemlerden etkilenmezler.

DOĞUMDAN SONRA BAŞ AĞRISI
Doğumdan sonra da yukarıda sayılan bütün nedenlere bağlı baş ağrısı olabilir. Preeklampsi - tansiyon yükselmesi (gebelik zehirlenmesi) nadiren doğumdan sonra da meydana gelebilir. Spinal anestezi ile doğum yapılan durumlarda beyin omurilik sıvısının dışarı bir miktar akmasından dolayı baş ağrısı olabilir.

Not: Bu konudaki gibi migren v.b anlamında kullanılan "baş ağrısı" ayrı yazılır. "Başağrısı" şeklinde birleşik yazılan bir kelime de vardır ancak bu kelime" sürekli sıkıntı yaratan durum veya kimse" manasına gelir. Kaynak: tdk.gov.tr - Güncel Türkçe Sözlük

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) KANSIZLIK - ANEMİ

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) KANSIZLIK - ANEMİ

HAMİLELİKTE ANEMİ (KANSIZLIK)

GEBELİKTE DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ:
Demir eksikliği anemisi, gebelikte en sık görülen anemidir.
Anemi kan hemogloblin (Hb) değerinin normalin altına düşmesidir.
Gebelikte 1. ve 3. trimesterde hemoglobin 11 gr/dl 'den düşükse veya 2. trimesterde hemoglobin 10.5 gr/dl 'den düşükse anemi kabul edilir. Dünya nüfusunun yaklaşık %30’unun, dünyadaki gebe kadınların %50’sinden fazlasının, dünyadaki tüm kadınların 1/3’ünden fazlasının anemik olduğu tahmin edilmektedir. Gebelikte günde 6-7 mg demir ihtiyacı vardır.

Gebelerde Demir Eksikliği Anemisinin Nedenleri: Demir gereksiniminin artması, demir depolarının yetersiz olması (yetersiz beslenme düzeyi, sık doğumlar ve düşükler, sık enfeksiyonlar ve özellikle parazit hastalıkları, barsaklarda emilim bozukluğu).

Her gebeye proflaktik demir desteği verilmelidir:
Anemi olmasa ve demir depoları yeterli olsa bile gebelik boyunca bütün gebelere anemiyi önlemek amaçlı demir desteği gereklidir. Günde 60 mg elementer demirin demir eksikliği anemisinin insidansını azaltığı gösterilmiştir. Gebeliğin ilk 4 ayından sonra, en geç 20. gebelik haftasında profilaksiye başlanılmalıdır.

Anemide başlıca şikayetler:
- Halsizlik ve yorgunluk (en sık görülen semptomdur)
- İştahsızlık
- Efor dispnesi (Eforla nefes darlığı olması)
- Başağrısı
- Çarpıntı
- Senkop (bayılma)
- Kulak çınlaması
- Uyku bozukluğu
- Saç dökülmesi
- Konsantrasyon bozukluğu
- Baş dönmesi
- Anjina pektoris (Göğüs ağrısı)

Anemilerde başlıca bulgular:
- Deri ve mukozada solukluk (en sık bulgu)
- Taşikardi (Nabzın hızlanması)
- Ejeksiyon üfürümü, hiperkinetik kalp yetmezliği
- Dil atrofisi (B12, folat ve demir eksikliğinde)
- Nöropati, ataksi (B12 eksikliğinde)
- Sarılık ve splenomegali (dalak büyüklüğü) (hemolitik anemilerde)

Tedavi:
Tedavinin amacı aneminin düzeltilmesi ve demir depolarının doldurulmasıdır. Bu amaçla ağızdan demir preparatları ve demirden zengin diyet uygulanır. 200 mg/gün elementer demir alınmalıdır. Anemi düzeltildikten sonra demir depolarının dolması için tedaviye 3 ay daha devam edilmelidir.
Demir tedavisinin bulantı, kusma, ishal, kabızlık, midede rahatsızlık gibi yan etkileri olabilir. Bu yan etkiler haplar yemeklerden sonra alınarak giderilebilir.

Demir tedavisi alan gebeler demirin emilimini azaltan besinlerle birlikte bu ilaçları almamalıdırlar.
Demir preparatlarının emilimini azaltan besinler: antiasit ilaçlar, yumurta, kalsiyum tuzları, süt ve süt ürünleri, tetrasiklin türü antibiotikler, çay, kahve.
Eğer demir preparatları portakal suyu, proteinden zengin gıdalar ile birlikte ve aç karnına alınırsa emilim artacaktır.
Aynı zamanda demirden zengin diyet örneğin karaciğer, kırmızı et, yumurta, kuru bakla, tahıl, taze sebze, kuru meyve v.b alınmaya özen gösterilmelidir.


GEBELİK VE MEGALOBLASTİK ANEMİ
Gebelikte ikinci en sık görülen anemi nedenidir.
En sık nedeni folik asit eksikliğidir.
Tedavide günde 1 mg folik asit verilir.
Proflaksi (önleme) amaçlı bütün gebelere 0.4 mg folik asit verilmelidir.


ANNEDEKİ ANEMİNİN GEBELİK ÜZERİNE ETKİLERİ NELERDİR?
- Düşük doğum ağırlığı
- Preterm eylem (erken doğum)
- IUGR
- Operatif doğum
- Fetal ölüm
- Uzamış doğum riski gibi etkileri olabilir.

GEBELİKTE YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ

GEBELİKTE YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ

HAMİLELİKTE YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ
Gebelikte yumuırtalık kistlerinin ortalama görülme insidansı 1000 gebelikte birdir. Gebelikteki yumurtalık kitlelerinin çoğu matür teratom ve seröz kistadenomlardır. Ancak gebelikte en sık tespit edilen tespit edilen kitleler follikuler veya korpus luteum kistleridir.

Bu kistlerin büyük çoğumluğu gebeliğin 14. haftasından önce kaybolur. Büyüklüğü 6 cm'den fazla olan kistler %60 oranında kaybolmadan kalırken, 6 cm'den küçük kistler %90 oranında kendiliğinden kaybolurlar.

Bu tür kistlere gebelikte rastlandığında genellikle 18. haftaya kadar beklenir çünkü 18 . gebelik haftasına kadar kistlerin çoğu kaybolur, ayrıca kaybolmayan kistler için gerekecek ameliyatın fetus ve anneye zarar verme riski bu haftalarda çok azalır. Bu haftalardan önce ameliyat daha risklidir.

Gebelikte over kistleri en sık ağrıya neden olurlar bunun dışında yumurtalığın ve kistin dönerek burkulması (torsiyon), kist içine kanama, enfeksiyon da görülebilir.

Tedavi:
Gebelikte ortaya çıkan yumurtalıkla ilgili bir kitlenin tedavisi hastanın şikayetlerine gebelek yaşı ile kitlenin boyut ve özelliklerine bağlıdır. Erken gebelikte tespit edilen küçük kistler (8 cm'den küçük) genellikle fonksiyoneldir ve izlenirler. Ancak torsiyon (burkulma), rüptür (patlama), hemoraji (kanama) gibi durumalr gerçekleşirse acil cerrahi girişim gerektirir. Kitleler 7-8 cm'den büyük, solid, iki taraflı veya 15-18 haftalara kadar kaybolmamışsa ameliyat yapılabilir. Ameliyat için en uygun zaman 18.hafta civarıdır. Bu haftalarda palasentanın hormonal fonksiyonunu tamamiyle korpus luteumdan devralması nedeniyle korpus luteum kistleri kaybolmaktadır. Kist kötü görünümlü ise kanser şüphesi taşıyorsa veya boyutlarında büyüme saptanırsa 18. haftdan önce ameliyat edilmelidir.

GEBELİKTE MİYOM

GEBELİKTE MİYOM

HAMİLELİK VE MİYOM (MYOMA UTERİ)
Gebeliklerin %5-10’unde rahimde miyom vardır. Büyük bir çoğunluğu gebeliği etkilemez. Ancak büyük olduklarında sorunlar başlar. Düşüğe, erken gebelik kanamalarına, erken doğum eylemine, plasenta yerleşim anomalilerine, erken membran rüptürüne, plasenta dekolman ve retansiyona neden olabilirler. Miyomların %30’u gebelik esnasında büyür ve bu büyüme ilk 10 haftada en sıktır.

Gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterinde myomlar bazılarında büyüyebilir, vasküler yetmezlik ve sonucunda dejeneratif değişikliklere gidebilir. (Kırmızı dejenerasyon) Klinik olarak bu sıklıkla ağrı ve lokalize hassasiyete neden olur, ancak erken (preterm) doğumu da başlatabilir. Yatak istirahati ve ağrı kesiciler hemen daima ağrıyı durdurmada başarılıdır, fakat tokolitikler sancıları durdurmak için gerekebilir.

Doğum sırasında leiomyomlar uterin tembelliğe, fetüsün pozisyon bozukluklarına, doğum kanalının obstrükte olmasına neden olabilir. Büyük servikal veya istmik myomların varlığında sezaryen gerekebilir. Leiomyomlar doğum sonrasındaki etkin uterus kontraksiyonlarını bozarak, kanamaya neden olabilirler.

Sezaryen sırasında myomun yeri ve büyüklüğü uygunsa alınabilir. Fakat bazı myomlar gebelikte rahim fazla kanlandığı için aşırı kanamaya sebep olabilir o yüzden sezaryen sırasında her zaman myomların alınması (myomektomi) tercih edilmez.

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) ŞEKER HASTALIĞI (GEBELİĞE BAĞLI ŞEKER HASTALIĞI, DİYABET)

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) ŞEKER HASTALIĞI (GEBELİĞE BAĞLI ŞEKER HASTALIĞI, DİYABET)

HAMİLELİĞE BAĞLI ŞEKER HASTALIĞI (GESTASYONEL DİABETES MELLİTUS)
Şeker hastalığı (diyabet) kanda yüksek şeker düzeylerine neden olan bir durumdur. Bazı kadınlarda gebe kalmadan önce diyabet mevcuttur. Bazı diğer kadınlarda ise “gestasyonel diyabet” olarak adlandırılan durum şeklinde gebelikte meydana gelir. Her 200 gebelikten birinde pregestasyonel DM (gebelik öncesi diabet) olduğu, Ek olarak her 200 gebe kadından 5'inde gestasyonel DM (gebelik seyri sırasında diabet) geliştiği tahmin edilmektedir.

Eğer gebe kalmadan önce diyabetiniz var ise, gebelik süresince kan şeker düzeyinizi kontrol altında tutabilmeniz öncekine nazaran daha zor bir hale gelebilir. İnsülin dozunuzu değiştirmeniz gerekebilir.

Eğer gebelik öncesinde veya gebelik süresince diyabet tedavi edilmezse şu problemler ortaya çıkabilir:
- Kanınızdaki yüksek şeker düzeyleri, bebeğin çok irileşmesine neden olabilir. İri bebeklerde, doğum öncesinde ve sırasında daha çok problem ortaya çıkma riski vardır. İri bebeklerde sezaryen gerekme riski daha yüksektir. Ayrıca doğum sırasında omuz takılması, doğum travması, doğum eyleminin uzaması da iri bebeğe ait risklerdir.
- Bebekte, kalp, böbrek ve omurga anomalileri olabilir.
- Gebelik esnasında, “pre-eklampsi” olarak adlandırılan yüksek tansiyonunuz olabilir ve bu durum sizde veya bebekte sorunlara yol açabilir.
- Erken doğum eyleminiz olabilir (gebeliğin 37. haftası sonlanmadan önce) veya bebeğin erken doğurtulmasını gerektiren durumlar ortaya çıkabilir.
- Bebeğin doğumunu takiben, “hipoglisemi” olarak adlandırılan kan şeker düzeyinde düşüklük olabilir.
- Bebeğin doğumunu takiben, akciğerleri tam gelişemediği için solunum problemleri ortaya çıkabilir.
- Ani bebek ölümü meydana gelebilir
- Doğumdan sonra RDS (bebekte akciğer yani solunum) sıkıntısı gelişebilir
- Doğumdan sonra bebekte hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) ve biluribin yüksekliği, polisitemi (bebekte kan hücrelerinin fazlalığı) gelişebilir

Eğer gebelik öncesinde ve süresince doğru bir tedavi alıyor ve düzenli kontrollerinizi yaptırıyorsanız, sağlıklı bir bebek doğurabilme şansınız yüksektir.

Belirtiler:
Pek çok gebe kadın diyabetin belirtilerini fark etmemektedir ve bu durum tahlillerle anlaşılmaktadır ancak susuzluk hissi, kilo kaybı, çok fazla yemek yemek, çok fazla miktarda idrar yapmak, yorgunluk gibi belirtiler olabilir.

Diyabeti olan bir kadın gebe kalırsa, gebelik esnasında hastalığın kontrolünün zorlaşacağını ve daha kötüleşebileceğini bilmelidir.

Tanı:
Tanı için glukoz yükleme testleri (şekerli su testi) denilen testler yapılır. 24-28. gebelik haftasında bütün gebelere tarama amaçlı 50 gr. glukoz testi yapılır. 50 gram glukoz yükleme testi sadece tarama testidir kesin olarak diyabet tanısı koydırmaz. 50 gram glukoz testi değeri 140'dan yüksek çıkanlara 100 gram glukoz tolerans testi yapılır. 100 gram glikoz testinin sonucuna göre diabet tanısı koyulabilir. Bu testler ayrı bir başlık altında detaylı olarak anlatılmıştır.

Tedavi:
Gestasyonel diyabet tedavisi için bazen diet yeterli olur. Diyet yeterli olmadığı zaman ise insülin tedavisine  geçilir. Tablet şeklindeki şeker düşürücü ilaçlar gebelikte kullanılamazlar.
Gebelikte insüln kullanımı hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Doğum nasıl ve ne zaman olmalı?
Diyabetik gebelerde doğum eğer başka bir anormallik yoksa, sezaryen gerektirecek başka bir durum yoksa normal doğum şeklinde ve normal zamanında yaptırılır. Ancak genellikle (özellikle insülin kullananlarda) 40 haftayı geçmeden doğum planlanır. İri bebek yada anne kemik yapısının uygunsuzluğu gibi durumlarda sezaryen gerekebilir.

Doğumdan sonra diabet devam eder mi?
Çoğu kadında bebeğin doğumunu takiben bu durum geçer. Gebeliklerinde gestasyonel diyabet tanısı konmuş annelere doğumdan 6 hafta sonra 75 gram glukozla OGTT (şeker yükleme testi) uygulanır. Bu testle şeker hastalığının devam edip etmediği öğrenilir. Bu test normal çıksa bile annenin sonraki gebeliklerinde ya da hayatının ileriki dönemlerinde şeker hastalığına yakalanma riskinin diğer insanlara göre daha fazladır.
Gebelik öncesinde diyabeti olanlar doğumdan sonra gebelik öncesindeki durumlarına tekrar döneceklerdir muhtemelen.

İleriki yıllarda çocukta diabet gelişme riski yüksektir:
- Diabetik anneden doğan çocuklarda diabetik olmayan anne çocuklarına göre ileride Tip 2 diabet ve gebelikte (gestasyonel) diabet gelişme riski 20 kat ­ artmıştır.
- Gebe iken diabetli olan annenin çocuklarında diabet gelişme riski %33'tür.

GEBELİKTE TANSİYON DÜŞMESİ (HAMİLELİKTE DÜŞÜK TANSİYON)

GEBELİKTE TANSİYON DÜŞMESİ (HAMİLELİKTE DÜŞÜK TANSİYON)

Gebelikte düşük tansiyon (hipotansiyon), yüksek tansiyon (hipertansiyon) kadar sık olmasa da bazı hastalarda karşılaşılan bir durumdur. Hamile bir bayanda tansiyon ölçümünün 90/60 mmHg altında olması tansiyonun düşük olduğu anlamına gelir. Tansiyon düşmesi baş dönmesi, göz kararması, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, sersemlik gibi şikayetlere neden olur. Tansiyon (kan basıncı) düşmesi daha da ilerlerse bayılma meydana gelebilir.

Nedenleri:
- Gebeliğin özellikle ilk aylarında bulantı kusmaların fazla olmasından dolayı iyi beslenememe ve aşırı kusma düşük tansiyona neden olabilir. Hasta aşırı derecede halsiz ve bitkin düşebilir. Bu durumda hasta ağzından içecek alamadığı için genellikle damar yoluyla sıvı (serum) verilir.
- Gebelikte sırt üstü veya sağ yana doğru yatıldığında rahim büyük damarlara baskı yaparak tansiyon düşmesine neden olabilir. Gebelikte sol yana yatılması önerilir. Gebeliğin ilk aylarında (4. aya kadar) rahim henüz küçük olduğu için her yöne yatılabilir, sakınca olmaz.
- Hamilelikte aşırı kanama yaratan durumlar düşük tansiyona neden olabilir. Örneğin düşüğe bağlı aşırı kanama olması veya gebeliğin son aylarında bebeğin eşine bağlı aşırı kanama gibi durumlar tansiyon düşmesine neden olabilir. Gebelikte her tür kanama az miktarda bile olsa acilen doktora başvurmayı gerektirir.
- Yatarken veya otururken aniden ayağa kalkmak tansiyon düşmesi nedeniyle baş dönmesi, göz kararması gibi şikayetlere neden olabilir.
- Aşırı sıcak yaz aylarında terleme ile fazla sıvı kaybedilmesi tansiyon düşmesine neden olur. Bu nedenle yaz aylarında bol sıvı tüketilmesi önemlidir.

Tedavi:
Hamilelikte bu tür şikayetler ve belirtiler varlığında acilen doktora başvurulması gerekir. Tansiyon düşmesine neden olan duruma göre tedavi planlanacaktır.

EKLAMPSİ NEDİR? BELİRTİLERİ, TEDAVİSİ

EKLAMPSİ NEDİR? BELİRTİLERİ, TEDAVİSİ

Preeklampsi (halk arasında gebelik zehirlenmesi) hastasının nöbet (kriz) geçirmesi durumuna eklampsi denir. Eklampsi nöbeti aynen epilepsi (sara) nöbeti gibidir, hastanın kol ve bacaklarında kasılmalar, geçici bir süre bilinç kaybı görülür. Hastada tansiyon yüksekliği ve şiddetli preeklampsinin diğer bulguları vardır.  Anne hayatını tehtit eden ciddi bir durumdur ve hemen hemen her zaman acilen sezaryen ile gebeliğin sonlandırılmasını gerektirir. Tek kesin tedavisi doğumdur, aksi taktirde nöbet krizlerinin tekrarlaması ve anne hayatının tehlikeye girmesi riski vardır. Eklampsi nadiren gebelikte görülmemesine rağmen doğumdan sonraki günlerde görülebilir.

Eklampsi nöbeti geçiren hastalar sıklıkla şiddetli preeklampsi hastalarıdır. Eklampsi hastalarının %20-25'inde  hafif preeklampsi bulguları vardır.

Eklampsi ne zaman görülür?
Eklampsi krizlerinin %80'i doğum sırasında ve doğumdan sonraki ilk 48 saat içerisinde görülür. Hamilelik sırasında 20. haftadan sonra görülür. Gebeliğin 20. haftasından önce görülmesi çok nadirdir. Yine çok nadiren doğumdan uzun süre sonra (2 -3 hafta sonra) görülen vakalar bildirilmiştir.

Eklampsi belirtileri:
- Nöbet (kriz) geçirme
- Şiddetli baş ağrısı
- Vücutta yaygın şişlik, ödem
- Görme bozukluğu
- Karında mide bölgesinde veya karaciğer bölgesinde ağrı
- Geçici bilinç kaybı

Tanı (teşhis) :
Eklampsi tanısını koyduran nöbet geçirmenin görülmesidir. Nöbet olmadan asla eklampsi tanımlaması yapılamaz. Nöbet dışında ne gibi bulgular olur: Karaciğer enzimlerinde yükselme, platelet (trombosit) sayısında düşme, tansiyon yükselmesi, idrarda aşırı protein atılımı (proteinüri), idrar miktarında azalma (olüguri), hiç idrar çıkarmama (anüri) görülebilen diğer bulgulardır.

Eklampsi tedavisi:
Eklampsinin kesin tedavisi acilen doğum (genellikle sezaryen)'dir. Yukarıda anlatılan bütün bulgular doğumdan sonra hızla düzelir. Tekrar nöbet geçirilmesini engellemek için acilen doğum gereklidir.
Doğum dışında neler uygulanır tedavide: Nöbet sırasında hastanın solunum yolu kapanabilir bu nedenle ilk yapılacak işlemlerden birisi solunum yolunun açılmasıdır. Kan basıncını (tansiyon) normale düşürmek için ilaçlar verilir. Hastanın tekrar nöbet geçirmesini engellemek için magnezyum sülfat tedavisi verilir. Anne çok yakından takip edilir. Erken doğum gerçekleşirse bebek için de yoğun bakım ünitesinde bakım uygulanır.

GEBELİKTE TANSİYON YÜKSELMESİ (HAMİLELİKTE YÜKSEK TANSİYON) - HİPERTANSİYON - PREEKLAMPSİ

GEBELİKTE TANSİYON YÜKSELMESİ (HAMİLELİKTE YÜKSEK TANSİYON) - HİPERTANSİYON - PREEKLAMPSİ

HAMİLELİKTE TANSİYON YÜKSEKLİĞİ
Bazı kadınlar zaten gebelikten önce yüksek tansiyona sahiptirler, bazılarında ise bu durum gebelikle beraber başlayabilir. Bu yüzden gebelik boyunca tansiyonun düzenli olarak takibi çok önemlidir. Eğer yüksek kan basıncı gebeliğin ikinci yarısında olursa gestasyonel hipertansiyon olarak bilinir. Bu tip kan basıncı bebek doğduktan sonra kaybolur. Eğer gestasyonel hipertansiyon diğer bulgularla (idrarda protein kaybı yani proteinüri, ayaklarda şişlik yani ödem) beraber olursa preeklampsi denir.

Hafif preeklampsi de tansiyon 140/90 mmHg veya üzerinde seyreder. İdrarda protein atılımı hafif preeklampside az iken (günde 0.3 - 5 gram arasında), şiddetli preeklampside günde 5 gramdan fazla protein atılır. Şiddetli preeklampside tansiyon 160/110 mmHg' nın üzerindedir. Buna idrarda fazla protein atılması (albuminüri), karaciğer fonksiyon testlerinde yükselme, trombosit sayısında azalma, kalıcı baş ağrısı, görme bozukluğu, karaciğer bölgesinde ağrı gibi bulgular da eklenebilir.

Gebelikte tansiyon yüksekliği plesentayı etkileyebilir ve bu durumda anne rahmine yeterli kan gitmemesi ile bebeğin beslenmesi bozulabilir.

Preeklampsi için risk faktörleri:
Aşağıdaki durumlar hamile bir bayanda preeklampsi görülme riskini arttırır.
- İlk gebelik
- Önceki gebelikte preeklampsi öyküsü
- Gebelikten önce hipertansiyon öyküsü
- Ailede preeklampsi öyküsü
- Kötü obstetrik öykü (daha önceki gebeliklerde anne karnında bebek ölümü, gelişme geriliği, dekolman v.b)
- 35 yaş üstünde olmak
- Çoğul gebelik (İkiz, üçüz) gebelik
- Tİp 1 Diyabet
- Böbrek hastalığı
- Şişmanlık
- Bağışıklık sistemi bozuklukları
- Trombofili (pıhtılaşma bozuklukları), Faktör-5 Leiden mutasyonu

Preeklampsi olan kadın,kendisinin ve bebeğinin izlemi için, hastaneye yatırılmaya ihtiyaç duyabilir. Bazı durumlarda bebeği erken doğurtulabilir.

Tedavi:
Eğer kan basıncı hafif yükseliyorsa ve gebelik sürci sonuna yakın değilse yatak istirahati kan basıncını düşürebilir. Eğer kan basıncı tehlikeli değerlere kadar yükselmiyorsa (hafif preeklampsi) doğum başlayana dek gebeliğin devam etmesine izin verilebilir. Bu esnada tansiyon düşürücü ilaçlar bazen kullanılabilir. Eğer şiddetli preeklampsi veya eklampsi gelişirse tek tedavi doğumdur. Bebeği doğurtma kararı anneye ait riskler ve bebeğin anne karnında taşıdığı riskler ile doğum sonrası karşılaşacağı riskler gözönüne alınarak verilir. Bazen sezaryen ihtiyacı olabilir.

EKLAMPSİ
Preeklampsi durumunda hastanın nöbet geçirmesine eklampsi denir. Eklampsi bebek dışında anne hayatını da tehdit edici bir durumdur ve çoğu zaman tedavi için acilen doğum (çoğunlukla sezaryen) yaptırılır.

HELLP SENDROMU
Gebelikte tansiyon yükselmesine aşağıdaki bulgular da eklenirse baş harflerinden dolayı Hellp Sendromu denilen durum oluşur:
- Hemolysis
(Hemoliz, kırmızı kan hücrelerinin parçalanması)
- ELevated liver Enyzmes
(Karaciğer enzimerinde yükselme)
- Low Platelets
(Kan pıhtılaşmasını sağlayan trombositlerin (plateletlerin) azalması)

Hellp sendromu gebelikte tansiyon yüksekliğinin ve preeklampsinin en ciddi formudur. Tedavisi acilen doğum yaptırmaktır. Aksi taktirde ciddi sorunlara yol açabilir. Doğumdan sonra yukarıda sayılan bozukluklar düzelecektir.

Hellp sendromu nadiren doğumdan önce yokken doğumdan sonra gelişebilmektedir.

BEBEĞİN BOYNUNA KORDON DOLANMASI

BEBEĞİN BOYNUNA KORDON DOLANMASI

BEBEĞİN BOYNUNDA KORDON OLMASI
Bilindiği gibi kordon (umblikal kord) bebek ile plasenta (bebeğin eşi) arasında uzanır ve anne kanındaki besinleri, oksjeni plasentadan bebeğe taşır. Bebek kanındaki maddeleri de plasentaya taşır. Kordonun normal uzunluğu 55-75 cm arasındadır. Kordonun normalden uzun olduğu durumlarda bebeğin boynuna dolanma riski artar. 100 cm'den uzun kordonlar bu açıdan riskli kabul edilir. Normal zamanında olan doğumların yaklaşık 30'unda bebekte boyunda kordon dolanması görülür. Kordon bebeğin boynun sıklıkla 1 tur dolanır, bazen 1-2 tur dolanır hatta çok nadiren 5-6 tur dolandığı bile görülür. Gebelik muayeneleri sırasında da ultrason ile (normal B-mod veya doppler inceleme) kordon dolanması görülebilir. Kordon bazen göbek etrafına, kollara, omuzlara da dolanabilir. Kordon dolanmasının nedeni net olarak bilinmemektedir. Ultrasonla yapılan incelemelerde gebelik ayları ilerledikçe bebeğin boynunda kordon görülme sıklığı da artar. Kordonun dolanırken kilitlendiği ve kilitlenmediği olmak üzere 2 tipi vardır. Kordon dolanmasını düzeltmek için veya önlemek için herhangi bir yöntem yoktur.

Yapılan araştırmalarda özellikte plasentası (bebeğin eşi) rahim arka duvarında bulunan bebeklerin boynunda kordon olma ihtimali plasentası önde olan bebeklere göre daha yüksek saptanmıştır. Yine Tek yumurta ikizlerinde, erkek bebeklerde, daha önce boyunda kordonu olan bebek doğuranlarda görülme oranı daha fazla saptanmıştır.

Kordon dolanan bebeklerde bazen doğum sancıları sırasında bebeğin kalp atışında yavaşlama saptanır veya kordon çok kısa ise bebeğin doğum kanalından inişine engel olabilir bu durumlarda sezaryen gerekebilir. Boynuna kordon dolanan bebeklerde doğum sırasında bu tür nedenlerle sezaryen gerekme riski kordon dolanmayan bebeklere göre fazladır. Bazen normal doğumun uzun süremesine neden olabilir. Bu nedenle boynunda kordon tespit edilen gebelerin doğumları ve kalp atım traseleri (NST) daha sıkı takip edilir.

Araştırmaların bir kısmı hamilelikte bebeğin boynuna umblikal kord dolanmasının bebek üzerinde doğumdan sonra olumsuz etkileri olmadığını (neonatal morbidite ve mortalitenin değişmediğini) bildirirken bir kısım araştırmalar da bunun tersine boyuna kordon dolanan bebeklerde doğum sonrası asfiksi v.b. risklerin arttığını bildirmiştir.

Özet olarak yapılan bir çok araştırma neticesinde kordon dolanmasının bebek ve doğum açısından ne kadar risk taşıdığı ve bu riskler karşısında ne yapılması gerektiği net olarak belirlenmiş değildir. Ancak çok büyük riskler getirmediği açıktır zira doğumların neredeyse üçte birinde olacak kadar sık görülen bir durum olduğu halde kordon dolanması ile doğan bir çok bebekte problem saptanmamaktadır. Problem yaşanan bebeklerde de bunun kordon dolanmasından mı başka nedenlerden mi kaynaklandığı her zaman net bilinmemektedir. Ancak olası düşük riskler göz önünde bulundurularak kordon dolanması olan gebeliklerin takibinde ve doğumunda daha sıkı izlenmesi önerilmektedir. Gebeliğin son dönemlerinde bebek hareketlerinde azalma şikayeti olan gebelerde boyunda kordon olabileceği araştırmalarda bildirilmiştir, bu açıdan değerlendirme faydalı olabilir. 

ÖLÜ DOĞUM - ANNE KARNINDA (RAHMİNDE) BEBEK ÖLÜMÜ

ÖLÜ DOĞUM - ANNE KARNINDA (RAHMİNDE) BEBEK ÖLÜMÜ

Ölü doğum yapmak veya anne rahminde bebek ölmesi veya anne karnında bebek (fetus) ölümü veya anne karnında bebeğin kaybedilmesi veya intrauterin ex fetus (mort fetus) aynı anlamda kullanılan terimlerdir. Bebeğin doğduğu anda canlı olması ve doğumdan sonra ölmesi ise farklı bir durumdur, bu gruba dahil değildir.

Ölü doğum 20. gebelik haftasından sonra anne karnında ölen bebekler için kulllanılan bir terimdir ve yaklaşık 200 gebelikte bir görülür. 20. gebelik haftasında önce anne rahminde fetus ölümü gerçekleşirse buna ölü doğum veya rahim içinde bebek ölümü denmez, düşük denir. Eğer ölüm sırasında gebeliğim kaç hafta olduğu bilinmiyorsa bu durumda bebeğin kilosuna göre isimlendirilir. 500 gramın üzerindeki ölümlere ölü doğum denirken, 500 gramın altındakilere düşük denir.

Dünyada her yıl 3 milyondan fazla ölü doğum olmaktadır.

Ölü doğum sebepleri:
- Gebelik sırasında geçirilen (perinatal) enfeksiyonlar (Kızamıkçık, CMV, Toxo v.b)
- Preeklampsi ve tansiyon yüksekliği
- Gebelik sırasında kanama olması (plasenta previa)
- Dekolman plasenta (bebeğin eşinin ayrılması)
- Diabet
- Annenin yaralanması, kaza geçirmesi, travma
- Sepsis
- İkizden ikize transfüzyon sendromu
- Kordon kazaları, kordon sıkışması veya düğümlenmesi
- Uterin anomaliler (rahmin doğumsal anormallikleri)
- Kan uyuşmazlığı (Rh uygunsuzluğu)
- Hidrops fetalis (immun veya non-immun)
- Kordon sarkması
- Doğumla ilgili problemler
- Bebekte doğumsal (konjenital) anomaliler olması (Doğumsal kalp hastalıkları gibi)
- Bebekte kromozomal (genetik) anomaliler olması
- Gelişme geriliği
- Erken doğum ve suların erken gelmesi
- Bunların dışında diğer bazı sebepler ve sebebi bulunamayan ölü doğumlar olabilir.

Sebebi açıklanamayan ölü doğumlar: Anne karnında ölen bebeğin ölümünü açıklayabilecek herhangi bir sebep bulunamayan durumlardır. Bütün ölü doğumların yaklaşık %20 kadarının sebebi bulunamaz. Ölü doğum olayını açıklayacak anneyle ilgili bir hastalık veya bebekle ilgili bir anomali veya başka bir durum yoktur.

Ölü doğumla ilgili risk faktörleri:
Aşağıdaki durumların olduğu gebeliklerde ölü doğum olma riski daha fazla görülmektedir.
- Anne yaşının fazla olması (35'den fazla)
- İlk gebelik olması
- Annenin fazla kilolu olması (obezite)
- İkiz ve üçüz (çoğul) gebelikler
- Annenin sigara kullanması
- Daha önce ölü doğum yapmış olmak
- Annede yüksek tansiyon, şeker hastalığı, guatr, böbrek hastalıkları ve diğer sistemik hastalıklar olması
- Annede trombofili (pıhtılaşma bozuklukları) olması
- Gebelik kolestazı
- Daha önce sezaryen ile doğum yapmış olmak da risk faktörü olarak tespit edilmiştir.

Anne karnında bebeğin öldüğünün tespit edildiği durumlarda bir an önce bebeğin normal doğumla veya sezaryenle doğurtulması amaçlanır. Ölmüş olan bebeğin anne karnında uzun süre kalması anne kanına bazı maddelerin (tromboplastin) geçmesine sebep olabilir ve annede kanama-pıhtılaşma bozukluğuna (DIC- Dissemine intravasküler koagulasyon) sebep olabilir.

Yukarıda anlatıldığı gibi 20 haftadan önce anne karnında ölüm olması ölü doğum olarak sınıflandırılmaz ve bunlar düşük grubuna girer. Dolayısıyla bu durumda küretaj yoluyla rahim içerisi boşaltılır.

Anne karnında sürekli erken aylarda fetusun ölmesi ve tekrarlayan düşükler olması "tekrarlayan gebelik kayıpları" olarak adlandırılır ve ayrı bir konu olarak anlatılmıştır, buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

GÜN AŞIMI (GEÇ DOĞUM) (GÜN GEÇMESİ)

GÜN AŞIMI (GEÇ DOĞUM) (GÜN GEÇMESİ)

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) ZAMANI GEÇMİŞ, ZAMANI DOLMUŞ, GÜNÜ DOLMUŞ, MİAD AŞIMI, GÜN AŞIMI DOĞUM, SÜRMATURASYON...

41 haftadan uzun süren gebeliklere gün aşımı, sürmatürite, postterm, miad geçmesi, postmatürite, gün geçmesi, günü dolmak gibi isimler verilir. Bu sınır bazı yerlerde 42 hafta olarak kabul edilir. Yaklaşık olarak tüm gebeliklerin %3'ünde görülür. Çok genç ve yaşı büyük annelerde daha sık rastlanır bu duruma. Ortalama gebelik süresi insanoğlunda son menstrüel periodun ilk gününden itibaren 280 gün yani 40 haftadır.

Nedeni net olarak bilinmemektedir.

Günaşımı tanısı koyulurken annenin söylediği son adet tarihi kadar eski ultrason ölçümlerinin güncellenmesi de (özellikle hamileliğinilk 4 ayında girilen ultrasonlar) çok önemlidir.

Günaşımının getirdiği riskler:
Plasentada dolaşım bozulmasına bağlı olarak oksijen ve besin maddelerinin yeterince taşınamaması sonucu fetal distres gelişebilir. Bu nedenle özellikle gün aşımı olan gebeliklerde, bebek hareketleri bir sağlık göstergesi olarak dikkatlice izlenmelidir. Oksien yetersizliğinin artması fetusta mekonyum denen ilk dışkının yapılmasına neden olur. Bebek doğmadan amniyon sıvısı içine yaptığı bu ilk dışkı doğum sırasında ve hatta anne karnında bebeğin akciğerlerine kaçabilir. Mekonyum aspirasyonu denen bu durum bebekte ciddi sorunlara yol açabilir. Ayrıca gün aşımı doğan bebeklerin bir kısmı iri bebek olabilir. Bebeğin suyulma azalma (oligohidramnios) olabilir ve bu da kordon sıkışması gibi bazı riskleri arttırır.

Dismatürite sendromu:
Gün aşımı başladığında Dismatürite sendromu adı verilen tablo gelişmeye başlayabilir. Dismatürite sendromu gün aşımı olan bebeklerin yaklaşık üçte birinde görülmektedir. Genellikle cilt altı yağ depolarının kaybı sonucu buruşuk, kuru ve çatlak bir deri, uzun tırnaklar, uzun saçlar, hipotoni denen kas güçsüzlüğü, mekonyumla boyanmış sarı - yeşil veya kahverengi cilt, göbek kordonu ve zarlar ile karakterizedir.

Tedavi:
42 hafta dolana kadar (bazı hastanelerde 41 hafta olarak da alınabilir bu sınır) yakın takip ile gebelik izlenmelidir. Bebek hareketlerinde azalma olup olmadığı takip edilir anne tarafından, ayrıca 40 haftadan itibarek 2-3 günde bir NST çekilir. Gerekirse ultrason ve başka testler de eklenebilir. Herhangi bir soruna rastlanmazsa takiplerde, 41 yada 42 haftada doğum indüklenir. Normal doğum için obstetrik bir engel yoksa suni sancı ile doğum başlatılmaya çalışılır, eğer normal doğuma engel bir durum varsa (iri bebek, anne pelvisinin uygunsuzluğu v.b) bu durumda sezaryen gibi gebelik sonlandırılır.

ERKEN MEMBRAN RÜPTÜRÜ (EMR) (SULARIN ERKEN GELMESİ)

ERKEN MEMBRAN RÜPTÜRÜ (EMR) (SULARIN ERKEN GELMESİ)

ERKEN MEMBRAN RÜPTÜRÜ (EMR) (SULARIN ERKEN GELMESİ) (ZARLARIN ERKEN YIRTILMASI)

Halkarasında bebeğin suyu denilen amniyon sıvısı bebeğin dış travmalardan korunmasını, kolay hareket etmesini, solunum sisteminin gelişimini, sabit ısıda tutulmasını sağlar. Bu sıvının etrafındaki zarlar yani amniyotik membranlar vagina ve serviksten yukarıya geçebilecek mikroorganizmalardan bebeği korurlar.

Erken membran rüptürü (EMR); amniyon kesesinin doğum henüz başlamadan yırtılması ve suların gelmeye başlamasıdır. 37. gebelik haftasından önce amniyotik membran yırtılmış ile prematüre EMR (PPROM) denir. Tüm gebeliklerin yaklaşık %10'unda görülür.

Anne adayları aniden vaginadan boşalan bir sıvıdan bahsederler. Ancak bu sıvı boşalması her zaman çok belirgin olmayabilir ve aralıklı olarak az miktarda gelebilir.

Erken membran rüptürü erken doğumun en önde gelen nedenlerindendir.

Nedeni net olarak aydınlatılmış olmamakla beraber bazı enfeksiyon etkenleri (idrar yolarında yada vajinada) rol oynuyor olabilir. Annenin beslenme bozukluğu, düşük sosyoekonomik düzey, karına gelen direk travmalar, sigara, servikal yetmezlik, rahmin aşırı gerilmesi (çoğul gebelik yada polihidramnios), plasental anormallikler, amniosentez yapılması, rahim ağzına dikiş atılması (serklaj), rahime ait anomaliler gibi faktörler de EMR'nin muhtemel sebepleri arasındadır. Daha önceki gebeliklerde erken su gelme öyküsü olanlarda da risk artmıştır.

Anne adayları genelde zarların yırtıldığını aniden sıvı boşalması şeklinde fark ederler, bazı durumlarda zar rahimin üst kısımlarından yırtıldığında az miktarda idrar kaçırır tarzda hafif akıntılar olabilir. Bu tür şikayetler ile gelen gebelerde yapılan vajinal muayenede rahim ağzından sıvı kaçağının görülmesi ile tanı konur.

Getirdiği riskler:
En önemli risklerden birisi EMR'nin doğumu başlatıcı ekisi olmasıdır. Her zaman olmasa da çoğu hastada sular geldikten 24 saat sonra doğum sancıları başlar. Bu yüzden suların gelmesi erken doğuma sebep olabilr. Erken doğum da bebeğe ait solunum sıkıntısı gibi diğer sorunlara sebep olacaktır.
İkinci önemli riskse artık fetusun etrafında onu koruyan zarlar yırtıldığı için fetusun ve rahim içinin enfeksiyona karşı açık hale gelmesidir. Enfeksiyon çoğu zaman gelişmez, bunun için anne yakından izlenir ve önlemek için gerekli antibiyotikler verilir. EMR sonucu ortaya çıkan enfeksiyona koryoamnionit adı verilir. Bu enfeksiyon bir yandan uterusa ve buradan anne adayının kanına geçerek annede ciddi enfeksiyonlara, öte yandan direkt yayılmayla fetusa ve fetusun kanına geçerek fetusta ciddi enfeksiyonlara yolaçabilir. Herhangi bir enfeksiyon kesinleştiğinde gebelik sonlandırılır.
Çok ani ve bol su gelmesi durumunda kordon sarkması olabilir ve kordon sıkışabilir, bu durum çok acil bir durumdur ve bebeğim ölümüne bile sebep olabilir. Su gelmesi sonrası bebeğin eşinde (plasenta) erken ayrılma (dekolman plasenta) olabilir.
Su gelmesine bağlı bebeğin suyu azalacağı için buna bağlı riskler gelişebilir. Suyu az olan bebeğin yüzünde ve kol-bacaklarında bir takın anomaliler şekil bozuklukları gelişebilir, akciğer gelişmesi geri kalabilir.

Tanı:
EMR tanısını koymak için hastanın anlattığı su gelme öyküsü dışında vajinal muayenede rahim ağzından su gelmesinin görülmesi önemlidir. Bunun dışında rahim ağzında yada vajinada görülen sıvıdan yapılan ferning testi ve nitrazin testi gibi bazı testler bu sıvının bebeğe ait olup olmadığını anlamamızı sağlar. Vajinal sıvıda AFP yada fetal fibronektin bakılarak yapılan testler de bu ayrıma yardımcı olabilir. Ultrasonda bebeğin suyunun azalmış olarak izlenmesi de tanıyı destekler.

Tedavi:
34 haftadan küçük gebeliklerde bebeğin akciğer olgunlaşmasını hızlandıracak tedaviler uygulanır ve gebeliğin durumu müsaitse bebeğin olgunlaşması için bir süre beklenebilir fakat 34 haftanın üzerindeki gebeliklerde bebek akciğerleri olgunlaşmış olduğu için su gelmesinin getireceği riskler genellikle göze alınmaz ve doğum amaçlanır. 24 saat içinde sancılar başlamaz ise antibiyotik tedavisine başlanır ve doğumun başlatılması maksadı ile suni sancı verilir.
Tedavide en önemli unsur antibiyotik ile enfeksiyonun önlenmesidir.